Almanya’nin bilinen sırrı: bitmeyen ırkçı kıyımlar – Haci Akif Cengiz

HomeAlmanyaManşet

Almanya’nin bilinen sırrı: bitmeyen ırkçı kıyımlar – Haci Akif Cengiz

9 haziran günü polis; Frankfurt Emniyet Müdürlüğüne bağlı görev yapan Özel Polis Birliği’nde (Spezialeinsatzkommando) görevli 20 polisin ev ve işyerine baskın düzenledi.  Polis, polis karakollarına baskın düzenleyerek suç delillerini topladı. Yaşlari 29-54 arasında değişen bu polislerin 2016-2017 yıllarında değişik cat grupları içinde “nefreti körükleyen içerikler ve yasaklı nazi sembolleri paylaştıkları tespit” edildi. Bu tespit de “tesadüfen” oldu. Bir başka araştırma nedeni ile bu polislerden birinin telefonu incelemeye alındı. Bu inceleme esnasında çeşitli cat gruplarında paylaşılan  ırkcı içeriklerin görülmesi nedeniyle genişletilen araştırma sonunda beş polisin de aynı içerikleri paylaştiğı açıklandı. Bu son vukuattan sonra eyalet içişleri bakanı Özel Polis Birliğinin dağıtıldığını açıkladı.

2 Agustos 2020 de sonuçlanan Münihte görülen NSU (Nasyonel Sosyalist Unter) davası müdahil avukatlarindan Seda Başay Yıldız a “NSU 2.0” imzalı tehdit mektubu gönderilmişti. Avukatın ev adresi, cocuk sayısı, isimleri gibi özel bilgileri kim, nasıl,nereden almıştı? Bu bilgiler sadece devlet kurumlarında bulunabilirdi. Frankfurt savcılarını araştırmalari sonucu ortaya çıktı ki Frankfurt Zeil’deki polis merkezinde bilgisayarlardan giriş yapıldığı,bu bilgilere erişim hakkının beş polis memurunda olduğu, açığa çıktı. Bu polisler açığa alınmış “soruşturma” sürerken adı geçen avukata aynı imza ile yeni tehdit mektupları gönderilmişti. Yeni tehdit mektuplarının da Frankfurt polis karakollarından gönderilip gönderilmediği hala araştırılmaktadır. Ne kadar sürer, komisyona havale oldu.

Bu yılın başlarında Berlin polisinden bir açıklama yapıldı. 32 kişi ve 60 kuruma gönderilen “NSU 2.0” imzalı tehdit mektuplarını gönderen kişinin yakalandığını acıklandı. Açıklamada “53 yaşında, aşırı sağcı, işsiz bir kişinin bu mektupları gönderdiğinin belirlendiği” söylendi. Yani Berlin polisi 32 kişi ve 60 kuruma gönderilen tehdit mektuplarını işsizlikten sıkılan bu kişinin gönderdiğine inanmamızı istiyordu. Bu kişinin özel bilgilere nasıl ulaştığını bile açıklamadan…

Bu açiklamada geçen aşırı ne demek,ya da başka yerlerde geçen radikal sağ gibi kavramlar egemen sınıflarca bilinçli kullanılan kavramlar. Biz bu kavramları kullanmayacağız. Aşırı sağ kavramını egemenler; faşizm ve faşişt kavramlarının yerine kullanmaktadır. Faşizm, Nazizm kelimeleri halkların tarihsel belleğinde çok kötüyü çağrıştırır. Cinayetler,katliamlar, tecavüzler, gaz odaları gibi. Bu nedenle egemenler bu kadar kötüyü çağrıştıran kavramları kullanmazlar. Onların yerine eskiye ilişkin çağrışım yapmayan yeni ve anlamsız kavramlari kullanıyorlar. Bu nedenle fasiste fasist demekten kacinmamali, milliyetci ve irkci gruplar icin asiri sag gibi şaçma yumusatmalari kullanmamaliyiz.

Berlin polisinin açiklamasının hemen arkasından Hessen eyaleti içişleri bakanı Beuth  konuştu: “tehdit mektuplarını gönderen failin yakalandiğını, açığa alınan polisleri suçsuzluklarının anlaşıldığını” söyledi. Bizlerden yani Almanya Federal Cumhuriyeti’nde yaşayan herkesten buna inanmasını istedi. Çok kötü yazılmış bir tiyatro seneryosunun çok kötü sahnelenmesine inanmamızı istiyorlar.

Acaba öylemi? Sahlenenen oyunun öyle olmadığını yakın tarih bize söylüyor. Hatta söylemiyor, bağırıyor. Geliyor, gelmekte olan . Gelmekte olanın “tanimlanamayan bir cisim” olduğuna inanmamızı istiyorlar. Yakın tarihe bir bakalım,gelmekte olan hepimizin yakından tanıdığı cisim ne?

Sovyetler Birliği’nin kızıl ordusu karşısında bozguna uğrayan Alman orduları dağılırken geçtiği ülkerde direniş mücadelesine önderlik eden Komünist Partiler iktidarı alıyorlardı. Muhtemel gidecegi ülkelerde de böyle olacağını gören Amerikan emperyalizmi kızıl ordunun önünde bir set oluşturarak setin arkasında kalan ülkelerde KP lerin ikdidarları almasını önlemeyi o günün ve geleceğin politikası olarak önüne koydu. Kapitalist dünyanın hegomonik gücü olarak. Bu poltika her ne pahasına olursa olsun KP leri iktidardan uzak tutmakti.

Bu doğrultu da batı Avrupa ülkelerinin hemen hepsinde Nazi işbirlikcilerinden ve o ülkelerin nazilerinden oluşan ;kendi isthbarat örgütlerine bağlı, o ülkelerin istihbarat ve ordularinin insiyatifinde  anti- kommünist karekterli,anti- komünist ideoloji temelli gizli ordular kurdu. “Stay-Behind” (geride kalanlar) genel adıyla anılan bu örgütler ; Kızıl Ordu  nun desteği ile KP ikdidarı alırsa, komünist ikdidara karşı  kontrgerilla savaşı ile ikdidarı yıkmak, olmuyorsa çalıştırmamak halkta yılgınlık umutsuzluk yaratmak, güçsüzleştirmek için eylemlere hazırlandılar. Bu örgütler ta o günden beri komünist harekete karşı eylem ve taaruz halindeler. Bati avrupa ülkelerinde görünen hükümetlerin arkasında sistemin koruyucu, yönlendirici, çelik çekirdeğini oluşturdular. Meşru hükümetlerin üzerinde bütün Avrupa’yı saran bir ağ, bugün  faşişt hareketlerin motoru, yöneteni yönlendireni konumundadır.

Ikinci savaş bitmeden başlatilan komünizme karşı savaş araci bu gizli  ordular, NATO kuruldukdan sonra NATO bünyesinde ACC (Allied Coordination Committee)ye bağlandilar. Bütün ihtiyacları maddi , techizat, egitim, öğrenim Amerika tarafindan karşılandı

Bu gizli yapılar her ülkede degişik isimler aldılar. Fransa da rüzgar gülü, Italya‘da Gladio, Almanya‘da Gehlen organizasyonu, Türkiye de kontrgerilla gibi. Bu yapılar NATO üyesi almayan Isviçre ve Fillandiya‘da da oluşturuldu.

Almanya‘nin yenilgisi sonrasinda Alman kuzey ordulari istihbarat servisi şefi Reinhard Gehlen Amerikalılara elindeki bütün materyalle birlikte teslim oldu. Amerika ile Almanya da Sovyet işgali ve iktidarın KP nin eline geçmesininin önlenmesi için anlaşti. KP ikdidarına karşı savaşacak gizli bir paramiliter örgütün kurulması çalışmasına Kızıl Ordu Berlin e girmeden önce CIA nin önderliğinde başladılar.Gehlen önderliğinde eski Gestapo artikları, Nazi savaş suçluları,sivil görünümlü Nazi kalıntılarının en militanlarindan oluşan bu güruh kendilerini BDJ (Bund Deutscher Jugend) veTD(Teknischer Dinst) şeklinde legal olarak örgütlediler. Bu örgütlenmerin içinde Lion kasabı olarak bilinen Klaus  Barbie BDJ nin yeni yöneticilerinden oldu. Hans Otto ve ilk dönemde sekiz ile on bin arası Nazi savaş suçlusu bu gizli ordu da örgütlendiler. Savaş suçlulari bu şekilde yargılanmadan kurtuldular. Alışgın olduklari öldürme eylemine yeni zeminde yeni ismle devam ettiler. Elli li yıllara gelmeden gizli ordu içinde örgütledirilmiş, yeniden egitilmiş  faşişt güruhun sayısına ilişkin ancak tahmini sayılar verebiliyor tarihciler.Yirmi binlerden elli binli rakamlara kadar. Oda baska ülkelerle kıyaslamalı rakamlar. Bütün  batı Avrupa hükümetleri ta baştan beri bilgi ve haberlerinin olmadını iddia ettiler. Bütün dünyanın kendilerine inanmasını istiyorlar. Iyi mi.

Yani bir yandan Nazileri savaş suçlarindan dolayı Nürnberg de yargılarken, ABD ve Ingiltere Nazileri başka bir konsepte bütün Avrupa çapında bir gizli ordu şeklinde CIA eliyle komünizme ve Sovyetler Birliğine karşı örgütlüyordu.

Hans Otto 1952 yılında aralarında bir anlaşmazlık nedeni ile Frankfurt polisine giderek itiraflarda bulundu. Gizli orduyu ta o zaman deşifre etti. Nasıl örgütlendiklerini, maaşlarını nereden anlattiklarını, BDJ ve TD işlevini,yaptıkları eylemleri,KP ve SPD yi nasıl hedef alıp manipule ettiklerini anlattı.

Hessen eyalet parlementosunda soruşturma açıldı. Federal hükümet olayı kapatma yoluna gitti. Başbakan Konrad Adenanaur  organizasyondan haberinin olmadığını, kendilerinin örgütlemediğini söyledi. Konu 90‘lara kadar bir daha bu biçimi ile gündeme gelmedi.

Gehlen organizasyonu ilerki yıllarda yeni biçimlere büründü. Bir bölümü Anayasayı Koruma Örgütü (Bfv), bir bölümü Askeri Istihbarat Örgütü (MAD) oldu. Almanya‘nın meşhur vakifları var ya, bir bölümü de böyle dönüştü. Alman gazeteci bu örgütlenmenin  kasabalara kadar yayıldını yazdı. Sendikalar üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, partiler, yargı, polis, dernekler, vs. Özellikle polis ve ordunun spezial birimleri, istihbarat teşkilatlari, ve kendilerin kurup yönettikleri siyasal uzantıları partiler (Almanya‘da NPD, Tükiye‘de MHP), paravan terör örgüleri (Almanya‘da ve Ingiltere‘de Combat 18,Türkiye de TIT,ETKO gibi yapılar). Sola karşı yürütükleri savaş hala devam ediyor.
Gehlen başka ülkelerde  Gladio vari örgütlülüklerin kurulup geliştirilmesinde rol oynadı. Türkiyede kontrgerillacı MIT başkanı Fuat Doğu nun egitmenidir.

Bu örgütlenme Doğu Almanya istihbaratının da ilgi odağı oldu. BND‘ni Münih‘teki merkezinde genel sekreter ve başkan yardımcısının Stasi için çalıştığı açığa çıktı. Federal hükümet Almanya da değişik zamanlarda yaptığı açıklamalarla bu yapının dağıtıldığını söyledi. Ama yaşananlar söylenenlerin doğru olmadını gösterdi. Değişik tarihlerde Almanya nın hemen hemen her tarafinda bu yapının alt yapısının göstergesi cephanelikler tesadüfen ortaya çıkti. 1981 yılında Hüneburg şehirinin Ülsen kasabasında ormancılar tesadüfen bir cephanelik buldular. Soruşturma Heinz Lemke ye ulaştı. Onun itiraflari ile 33 tane daha cephanelik ortaya çıkarıldı.

29 Eylül 1980 tarihinde Münih kentinde Oktober fest alanında  patlayan bombalar 13 kişinin ölümüne 200‘ün üzeride insanın yaralanmasına yol açtı. Bombaları yerleştiren kişi olarak Gundof Köhler yakalandı. Cezalandırıldı. Fakat cezalandırılan Köhler in (21yaşında) çok uzmanlık gerektiren bombanın ateşleme mekanizmasını yapmak için gerekli eğitim ve uzmanlığnın olmadığı anlaşıldı. Biri cezalandırılmışdı işte. Örgüt mü? O hiç araştılmadı. Gazeteci Harbart Münih‘te patlayan bombaların cephaneliklerde yakalanan bombalarla aynı olduğunu  yazdı. Gazeteci soruşturulmadı. Iddiası yalanlanmadı. Salağa yatıldı, duymamazlıktan gelindi.

1996 yılında Süddeutscher Zeitung; olayın arkasında olduğu söylenen faşişt grupla ilgili hiçbir soruşturma yapılmadığını yazdı. Köhlerin bu olayın faili olduğu da belli değildi. Ayni yılda yeşiller bu durumu palemento ya taşıdılar. Konu PKK (pallementariche Kontrol Kommision) da gizli oturumda görüşüldü. Hükümet “stay-behind” gizli organizasyonun varlığnı red etti. Uluslararası bir ağın varlığını reddetti. Dört sayfalık bir rapor ile tarihin karanlığına gömdü.

Bu yapının RAF isimli sol bir örgütün eylemler dizisi esnasında ve bu grubun dağıtılma sürecinde belirleyici bir rol oynadığı söylenmelidir. (üç RAF lideri “yüksek gevenlikli” cezaevinde öldürüldüler).  Basında, mahkemelerde, cezaevinde, RAF‘a karşı oluşturulan propaganda stratejilerinin oluşturulmasında belirleyici oldular. Hükümetler onaylama ve açıklama makamı idi.

2000 li yılların başında başlayan  polis açıklamalarında ve basında adı “dönerci cinayetleri” konan katliam dizisi çok dikkat çekicidir. Yedi yıl içinde çesitli mesleklerden insan çeşitli tarih ve şehirde öldürüldüler. Polis her olayda katili ailelerin içinde aradı. Ta Türkiye‘ye gidip araştırma yaptılar. Ama yan şehirde araştırma yapmadılar. Mafia hesaplaşması dediler. Namus cinayeti dediler. Dediler de dediler. Bir tek ırkcı cinayet diyemediler.

11 Kasım 2011 Eisenach  kentinde bir banka soygunundan kaçan iki soyguncu yerel polis tarafından sıkıstırılınca (dikkat edin spezial polis birimi degil) karavanı ateşe verip intihar ettiler. “Mi acaba üç kişlerdi de ücüncü bunları infaz etmiş olamaz mı? geçerken sormuş olalım“ diye polis bir açıklama yaptı. Polis ayrıca ölen kişilerin Uwe Bahnhard ve Uwe Mundlos olduğunu da açıkladı. Bunlar polis tarafından 14  yıldır arana Nazilerdi.

Iki gün sonra   Zwickau  kentinde bir evde yangın çıktı. Yangını çıkartan kişi karavanda ölü bulunan iki Nazinin suç ortağı Beate Zschaepe isimli kadındı. Yangını delilleri yakıp yok etmek için çikarmıştı.

6 Nisan 2006 yılında Kassel de Halit Yozgat öldürüldü. Bu cinayet işlenirken Bfv nin Hessen eyalet teşkilatı ajanlarından Andreas Temme nin cinayetin işlendiği internet cafe de olduğu açığa çıktı. NSU nın teröristleri cinayeti işlerken ajanın dükkanda olması,gördüklerini polise anlatmaması,hiçbirşey olmamış gibi gitmesi, NSU ile BND nin somut ilişkisi olarak algılandı. Basında tartışıldı. Istihbarat teşkilatı ajanın değil yargılanması, ifade vermesini bile engellledi. Yıllar sonra Halit in babası “Andreas sürekli müşterimizdi, ona çay boğaca ısmarlardık, ya o katilleri getirdi, ya eteş edenlerden birisiydi, ya da katilleri denetlemek için oadaydı” dedi.

Mahkeme diye sordunuz?  Faşişt terör karşısında ki klasik Alman mahkemesi olarak görevini yaptı. Sağ gözünü kapattı. Soruşturmanın genişletilmesine yönelik bütün istekleri reddetti. Yargılamayı karşısındaki dört kişi ile sınırladı. Yani yargılayarak üstünü kapattı.

Bu olaylara paralel zamanda  ordu mensubu Franko A isimli subay sığınmacı kılığına girerek bir terörist sadırısına hazırlanırken normal polisler tarafından yakalandı. Bununla bağlantılı çok sayıda askerden bağsedildi basında. Sonuç ne mi oldu. Hiçirşey yargılandılar işte.

Bu olaylar olurken cinayet mahallerinden toplanan materyaller üzerinde 27 farklı kişiye ait DNA izleri bulundu. Bu izleri hiç biri intihar eden, bu cinayetlerin faili olduklari açıklanan iki faşiştle uyuşmadı. O DNA izi tesbit edilen 27 kişi nerede, allah bilir. DNA veri tabanında bile araştırmadılar.

Basında tartışıldı. Bu seri cinayetler; BND önlemese, yanliş yönlendirmese, dahası soruşturmalara engel olmasa engellenebilirdi. Kurumun karartma, gizleme, delilleri yok etme, failleri koruma ve dahi yönlendirmesi  olmasa bu cinayetler olmazdı. Ya da ilk cinayetten sonra yakalanırlardı.

Bu cinayetler dizisi devam ederken faşişt katiller aparatif niyetine Köln şehirinin işlek ve yabancı nüfüsün yoğun yaşadiğı cadde üzerinde iki bisikletin arka selesine bağlanmış bombalar patlatıldı. Üç ölüm,onlarca yaralı vardı. Ingiltere istihbarat teşkilatı M16 yaptığı açıklamada bomba düzeneği ile kullanılan patlayıcının, Ingiltere‘de faşişt bir ırkcının üç kişinin öldüğü onlarcasının yaralanmasına neden olan ile benzer oldugunu söyledi. Görgü tanıkları bisikleti oraya koyanın tipinin “kuzey avrupalıya benzediğini” söylediler. Buna ragmen NSU lu faşiştler “intihar”  edene kadar hic bir ipucu arastirma surecinde gerektigi gibi kullanilmadi.

Hayat devam ediyor,faşişt saldırılar da. 1979 yılında Hamburg da Ramazan Avcı nın öldülmesi ile başlayan yabancı sürek avı artarak devam ediyor. 1988 de Schwandof kasabasında üç kişi yanarak öldüler. 1992 de Möln  de üç türk, 1993 de Solingen de beş türk yanarak öldüler.

17 Ekim 2015 yılında  Köln belediye başkanı Henritte Rakere başarısız suikas girişiminde bulunuldu. Fail normal polis tarafından yakalandı.

02.06. 2019 da Kassel Bölge valisi Walter Lübcke evinin bahcesinde öldürüldü. Fail olarak yakalanan Stephan Ernst neo faşişt çevrelerde bilinen, yığın suçtan sabıkalı bir faşişt. Ironi bu ya bu faşişti avukat olarak “sol”kimlikli Mustafa Kaplan savunacak. Kimse celebin bıçağını yalayan öküz durumuna düşmemeli.

2013 yılı baz alındığında 2020 yılına kadar yani yedi yıl içinde faşişt saldırıların 12 kat arttığını okuduk, basında.

1979 yılından bu güne faşişt saldırılar da devletin resmi makamlarının raporlarına göre 100 kişi, Amodeu Antonia vakfına göre 190 kişi , anti-faşişt örgütlenmelere göre ise 300 ün üzerinde kişi faşişt saldırılarda öldürüldüler. Faşişt katiller “kendileri intihar” edince fail oldukları açığa çıkdı. Devletin iz sürerek yakaladığı kimse yok. Bu konu da meşhur Almanya‘nın  hiçbir kurumu görevini yapmıyor.

____________

Hitler dönemi öncesinde kurulmuş olan Weimer Cumhuriyet i döneminde toplumun sindirilmesi  süreci seri suikastlar ile başlamıştı.

Batı Almanya ile Doğu Almanya‘nın birleşmesinden sonra doğu da sol parti yüksek oy alıyordu. Almanya egemenleri sol parti oylarının daha da yükselmesi ve batıyı da etkileme olasılığ vardı. Bu teammül edilebilir bir şey değildi. Bu olasılığın ortadan kaldırılması ve halk içindeki dayanışmacı sosyalist anlayış ve tutumların tahrip edilmesi için; devlet doğuya topyekun bir müdahalede bulundu. Anayasayı koruma örgütü, askeri istihbarat ve bunlara bağlı vakıflar, sivil toplum kuruluşları vs. orada faşişt hareketin örgütlendirilmesi için ciddi miktarda para ve kadro (istihbarat ajanları) ayırdılar. O bölgede bir sürü şehir , kasaba da ve eyalet düzeyinde faşişt örgütlenmeler devlet eliyle kuruldular. Gençlik ve kültür klupleri açıldı. Faşişt saldırılar, kundaklamalar, mitingler, provakatif amaçlı ince ayarli işler istihbarat teşkilatlarının koordinesinde, önderliklerinde başladı. Geliştirildi. 10 yıl gibi bir zamanda doğu da faşiştlerin daha güclü ve örgütlü oldukları kanısı hakim oldu. Deyim yerinde ise uçan kuşa saldırdılar.

Bugün faşişt hareketi palemento da temsil eden AfD (Almanya için Alternatif) partisinden önce Pegida adı altında sıgınmacılara karşı kitlesel gösteriler Dresten ve Laipzig kentlerinde başlamıştı.

O tarihlerde Anayasayı Koruma Örgütü‘nün başında  CDU orijinli Hans-Georg Massen vardı. Skandallar sonunda görevden ayrıldıktan sonra basın; onun AfD partisine danışmanlık yaptını yazdı. Kendisi yarım agızla “yapmadım” dedi. Başka da bir şey söylemedi.

2000‘li yılların başlarında NDP (nasyonal deutscher partei) vardı. Faşişt saldırıların tamamını örgütleyen,1 Mayıslarda provakatif mitingler düzenlemeye çalışan bu parti hakkında uzun tartışmalar sonunda  kapatılma davası açıldı. Yüksek Mahkeme de görülen davada ortaya çıktı ki bu partinin yönetim kademelerine Anayasayı Koruma Örgütü hakimdi. Yüksek Mahkeme bu partiyi kapatmadı. Gerekce ne mi idi. Gerekce olarak mahkeme, partinin anayasayi koruma  örgütünün konrol ve yönetiminde olmasını gösterdi.

Birleşmeden sonra doğuya yapılan bu köklü müdahale ile Avrupa çapında var olan “stay-behind” agının (bu ag anti komünist, faşişt gizli ordu örgütlenmesi) bir parçası örgütlenirken ,bu örgütlenmenin eylemleri ve yarattıkları siyasal iklim de siyasetin temel odağını tamamen sağa kaydırmaktı. Bunu başardılar. Bu iklimde sağa kayan , Hartz 4 politikalarını yasalaştıran ve uygulayan SPD nin intihar ettiği bu gün görüldü. Yeşiller isimlerini aldıkları çevreci ve devlete mesafeli politikardan çarkederek tamamen sistem partisi haline geldiler. O kadar ki Hessen eyalet palementosu NSU araştırma komisyonunda yapılan oylamada, NSU hakkında BND nin dosyalarının 120 yıl açılmaması için oy verdiler. Tepkiler üzerine lütfedim 120 yıllık yasağı 30 yıla düşürdüler.

CDU ise degişen politik iklim ve AfD nin basincıyla iyice sağa kayıp kimi AfD politikalarının yeni sahibi oldu. Die Linke (sol parti) palementonun derin dehlizlerinde ve BND nin çok yönlü kuşatması altında derin bir uykuya daldı. Bazı politikalarında (sığınmacılar,pandemi vs.) Yalpalıyorlar. Geniş bir yelpazeye yayılan anti-faşişt gruplardan bazıları da yapılan iç müdahaleler sonucu tanınmayacak hale gelip, sağcılaşmaya başladılar.

Bu sonuçlar Gehlen organizasyonunun tam bir başarısıdır. Kuruluşundan 80 yıl sonra ülkeyi “sol”tehlikeden kurtarmış,siyasetin omurgasını sağa kaydırmış,faşişt hareketi yeni baştan örgütlemiş,onları tekrar palementoya sokmuş,avrupa çapındaki ağın hemen hemen patronu olarak avrupa hükümranlığı ufukta belirmiştir.

Bu sonuçları üreten birleşmeden sonra Almanyanın doğusuna yapılan müdahaleye biraz daha yakından bakalım. BND nin kontrol  ve yönetiminde şehir kasabalarda oluşturulan gençlik  clubleri ideolojik, askeri egitimin alınıp verildiği,ç evreye saldırıların organize edildiği mekanlar olarak yerelliğine paralel avrupa genelindeki ağın şubeleri olarak işlevlendiler. O ağdan güç alıp  o ağa güç verdiler. Terörist yetişdirme çiftlikleri olarak ürünlerini diğer ülkelere ihraç ederek onlara moral verdiler,teknik,askeri bilgiyi yayarak sıradanlaştırdılar. Birbirine paralel, birbirini takip eder hale geldiler.

“Blood and Honour” (kan ve onur) isimli faşişt yapının merkezi Londra dır. Bu grubun askeri örgütlenmesi Combat 18 dir. Bu yapı aynı ad altında aynı biçimde doğu da örgütlendi. Bu grubun örgütcüsü ve lideri Thomas Stark dı. Bu kişinin BND nin bir ajanı olduğunu ARD de yayınlanan “Report Mainz” adlı proğramda anlatıldı. Aynı yayında Thomas Stark ın Combat 18 isimli faşişt yapının NSU isimli çeteyle ilişkileri de anlatıldı. Bu Thomas Stark BND ajanı olarak NSU  katillerine TNT patlayıcı ve silah temin ettiğini savcılık açikladı. (TNT türü patlayıcılar sadece orduların envaterindedir. Almanya‘da ordudan kaybolan silah ve patlayıcı haberlerini gazetelerde okumuştuk.) Bu Thomas Stark bir zamanlar Beate Zschaepe isimli katil kadının sevgilisi imişte. Yani BND ajanı ile faşişt terörist aynı yatakda.

Thürüngen Anayasayı Koruma Örgütü NSU lu üçlüye pasaport ve kimliklerini değiştirmeleri için 2000 Mark verdiğini kabul etti.

Ralf Marscher “pirimus” kod adı ile Anayasayı Koruma Örgütü ajanı olarak doğuda en etkin olanlardan bir tanesi idi. Buna ait gözüken inşaat şirketi ve elbise nazi sembolleri,müzik kasetleri satan dükkanları vardı. Bu adama ait gözüken inşaat şirketinde NSU katillerinden Uwe Mundlos, Max-florian Burkhard adı ile çalışıyordu (öyle kamufle oluyor, para alıyor, keşif yapıyordu). Beate Zschaepe de eşya satan dükkanda çalışıyordu, polis tarafından aranırken. Münih‘de görülen NSU davasında avukatlar bu ajanın tanık olarak dinlenmesini istediler. Savcı karşı çıkarak “gerek yok” dedi. Hakim savcıyı haklı buldu. Bu ajan tanık olarak bile dinlenmedi. BND yi “izin vermiyorum” deme zahmetinden kurtardılar. NSU katili Mudlos adı geçen inşaat şirketinin Münih ve Nürnberg‘deki şantiyelerinde de çalıştı. Bu iki şehirde beş kişi öldürüldü.

Toni Brandt isimli Anayasayı Koruma Örgütü ajanı tarafından kurulan  Thürungen Heimatschutz (THS) örgütünün en aktif  elamanları kimler dersiniz? Evet bildiniz, NSU üçlüsü iki Uwe‘ler ve Beate. Bu Toni isimli faşişt ajan küçük cocukları  tacizden 1990larin sonlarında 5,5 yıl ceza aldı.

Der Spiegel dergisi NSU katilleri ile yakın ilişki içinde olan en az üç ajanın olugunu yazdı. Bu ajanları işlevlerini tartıştık.

Melisa M,Florian H nın kız arkadaşı idi. Bu ikili NSU katillerinin öldürdükleri kadın polisin öldürülmesine şahit olmuşlar ve o ilişkilere daha fazla bilgiye sahiptiler. Iki sevgili ayrıldılar. Melisa M, Sascha W ile arkadaş oldu. Önce Sascha W 8 mart 2014 tarihinde evinde ölü bulundu. Neden nasıl ölmüş ayrıntı yok. Sadece bu açıklandı. Neden öldürülmüş olabileceği ise açık. Melisa‘in ona anlattıklarını duymuş, bilmiş olması. Evinde ölü bulunmasının nedeni sadece duydukları. Yaklaşıkbir yıl sonra 28 Şubat 2015 tarihinde Melisa M‘de evinde ölü bulundu. Dışsal bir etki ile öldüğü açıklandı. Nasıl bir etki, kimler etki etmiş ölmesine, hangi araçları kullanmışlar? Cevap aramayın. Çünkü yok. 16 Eylül 2013 tarihinde  Stutgart‘da polise ifade vermek için (NSU hakkında muhtemelen öldürülen kadın polis için) giderken Florian H yanmış haldeki arabasının içinde yanmış halde bulundu. Polis, Florian H nın arabayı yakarak, arabanın içinde intihar ettiğini açıkladı. Inanmadınız mı? Gerçeği öğrenmek mücadele etmek gerekir. Ne kadar ekmek o kadar köfte.

Bu bilgileri aktaran Der Spiegel dergisi başka bjlgilerde verdi. Anayasayı Koruma Örgütü ve Askeri Istihbarat (MAD) konu ile iligili belgeleri sistematik olarak  yok ettiler. Palemento araştırma komisyonlarına bilgi vermediler. Gönderdikleri A4 ebatlı sayfada bir cümle haric her tarafı kapatilmış. NSU katillerinin de istihbarat ajanı olup olmadıklarının  açığa çıkarılmasını engellediler.

17 Nisan 2014 yılında Thomas Richter isimli NSU destekcisi de evinde ölü bulundu.

Önceki satırlarda adını andığımız “primus” kod isimli  NSU üçlüsünü  saklayan, iş veren ajanın , bir vesile ile 1999 yılında verdiği ifadeyi isteyen Araştırma Komisyonu üyesi yesiller partili  vekil Irene Mihalic  in ” o belgeyi sel suları götürdü.”cevabını aldığını belirtelim. Thüringen Anayasayı Koruma Örgütüne göre Sel suları o kadar bilinçli akıyor ki… Bu cevaba inanmadıysanız da sorun yok. Başka cinayetlerden sonrada aynı cevap alınacaktır. Dünyanın her tarafında bu tür örgütler benzer faprikasyon cevaplar veriyorlar. Onlara göre normal insanlar aptal, inanmayıp ne yapacak!

_________

Burada küçük bir avrupa gezisine çıkılım, Almanya‘ya geri geleceğiz. 17 Ekim 1961 yılında Paris‘de yaşayan Cezayirliler ve Fransız solunun bir kesimi Cezayir‘de fransız ordusunun yaptığı katliamı pretesto için sokağa çıktılar. Paris‘de tam bir katliam yaşandı. Devletin açıklamasinda üç kişi, kırk yıl sanra sayı 40 kişi, basına göre 80-100 kişi, Cezayir kaynaklarına göre  800-900 kişi katledildi. Paris‘in içinden geçen Seine nehirinden günlerce yüzlerce ceset toplandı. O tarih de Paris emniyet müdürü  Maurice Popon; Almanya‘nın Fransa‘yı isgalinde Alman işbirlikcisi olup, KP nini öderliğinde ve öncülügündeki direniş hareketine karşı savaşmış, Vichy işbirlikci hükümetinin destekcisi, Cezayir‘de vali olarak  bulunmuş, büyük bir ihtimal “Rüzgar Gülü” nün kurucularından (açik bilgiye raslamadiğim için ihtimal dedim) olan birisi olarak, Paris emniyet müdürü olması tesadüf olamaz. Bu şunu gösterir. “Rüzgar Gülü”  her tür provakasyon, bastırma, suikast, hareketlerinin merkezinde olduğunu gösterir.

Italya  cumhurbaşkanlarından  Francesco Cosiga yaptığı bir konuşmada “Gladio nun kurucularından birisi olmak onurunu yıllarca taşıdım. O savaşcılar asil insanlardı.” dediği savaşcılar Bologna tren istasyonunu bombalayıp 90 kişiyi öldürüp yüzlercesini yaralamışlardı. Bologna şehiri sol potansiyelin çok yoğun olduğu ve Alman işgaline ve faşizme karşı mücadelenin odak noktalarından bir tanesiydi.

Belçika Stay-Behind örgütlenmesinin ilk başladığı yer olarak işaretleniyor. Bu ülkede direnişin önderi ve motor gücü olan KP nin bastırılma süreci de ilk bu ükede başladı. KP düşman ilan edildi. 18 Agustos 1950 yılında parti başkanlığna seçildikten 18 gün sonra Julien Lahout evinin önünde öldürüldü. Kralın önünde “Yaşasin Cumhuriyet” diyen direnişin önderlerinden olan komünist. Yıllar geçerken Belcika toplumu nasıl mı şekillendirildi. Belçika-Fransa sınırına yakın Brabant da iki dalga halinde 1982-83 ve 1985 yılları arasın toplam 16 soygun yapıldı ve soygunlarda 28 insan öldürüldü. Soygunu yapanlardan kimse yakalanmadı. Araştırma komisyonları her yer ve zamanda sonuçsuz kaldı, diğer ülkelerde olduğu gibi. Eski jandarma, faşişt bir örgüt yöneticisi Martial Lekeu, Florida‘da kendisi ile konuşan gazeteciye “iki plan vardı; soygun yapan, terör saçan bir ekip oluşturmak. Diğeri, sahte bir “sol” kuruluş oluşturmak ve kamuyu bu soygunları bu sol örgütün yaptığına inandırmak…”.

Brabant cinayetlerinin “solun saygınlığına darbe vurmak için düzenlendiğini ve Gizli Ordu nunda katıldığını” söyledi. Paul Latinus 17 yaşında ABD istihbaratinda çalışmaya başlayan faşişt gençlik teşkilatı yöneticisi olan Belçika istihbarat ajanı normal polis tarafıdan tutuklandı. 24 Nisan 1985 de hücresinde telefon kablosu ile asılmış olarak bulundu. Her iki ayağı da yere değerken boğulmuş işte. Ilginç olan iki denemede de o kablo kırıldı. Insanı çekemedi. Yani o kablo ile intihar edilemiyeceği idi. Bu soygunlarda elde edilen para çok azdı. Ve soyguncular kaçmıyor,çatışmak için polisin gelmesini bekliyorlardı. Bu soyguncular normal soygunculara göre çok gaddar acımasızdı. Önlerine geleni öldürüyorlardı. Kadın ,genç ,erkek, çocuk hiç fark etmiyor sadece öldürüyorlardı. Öldürülenlerden ikisi 9 ve 14 yaşında kız çocuğu idi. Peki amaç neydi? NATO‘nun gizli ordusu bu olayları sol gruplara mal ederek, anti-komünist  atmosfer yaratmaktı.

Italya‘da sağda solda bomba patlatan, (ki bunlar sadece ordu envaterindeki C4 tipi patlayıcılardır) ve  bulunan cephaneliklerle ilgili   faşişt terörislerin yargılandığı davada tanık olarak ifade veren, istihbarat teşkilatı eski başkanı Giadelio Malette ” Italya solunun ve komünistlerin saygınlığını kaybetmesi için  olayların o günkü konsept içinde düşünüldüğünü  ve operasyonlar için Beyaz Saray ın ve CIA nın mutabakatı olduğunu” söyledi. Devamla “CIA‘in ve hükümetinin de mutabakatı ile Italya‘nın sola kaymaması için  Italyan milliyetciliği yaratmak istediğini” anlattı. Anlattığına göre Amerika, Italya‘nın sola kaymasını önlemek için Gladio yu kullanarak komünistlerin saygınlığını kırmak ve Italyan milliyetciliğini geliştirmek istiyordu.

Italya Başbakanı Giulio Andreotti, Italya‘da geçmiş bütün hükümetlerin de haberinin olduğunu söyledi. Ve bütün Batı Avrupa‘da bütün ülkelerde Glodio vari örgütlerin kuruldugunu palemontoya gönderdiği bir rapor ile bildirdi.

________

Bu kısa Avrupa gezisini Nato Gizli Ordularının ilgili ülkelerin iç politikalarına cüretkar müdahalelerinin  çapını göstermek için yaptık. Bu bilgiler ışığında 19 Ocak 2020 tarihinde Hanau kentinde gerçekleştirilen faşişt katliama yakından bakabiliriz. Faşişt katil Tobias Rathjen; iki farklı nargile cafeye yaptığı baskında sekiz kişiyi öldürdü. Kendisini takip eden  bir  genci de dokuzuncu kişi olarak; durdu, bekledi ve öldürdü. Ilk basılan cafe ile ikinci cafe yanyana değil. Birbirinden 2,5- 3 km mesafede. Silahlar patlıyor, insanlar ölüyör, katil arabasına biniyor üç km kadar gidiyor. Orarayı da basıyor, orada da insanlar ölüyor. Katil takip edildiğini anlıyor,takip edenin yanına gidip onu da öldürüyor. Polis hala ortada yok. Katil evine gidiyor, 72 yaşındaki annesini de öldürüyor. Ve intihar ediyor. Basinda böyle yazıldı, tartışıldı. Faşişt katil 43 yaşinda , bankacılik eğitimi almış,bir avcılık clubu üyesi,silah koleksiyonu kadar zengin silaha sahip. Silahları internet üzerinden aldığı açıklandı. Silah kullanma ruhsatı da var. Geride bir manifesto ve sosyal medya da bir propağanda kaydı bıraktı. Oğlunun ideolojisini sürdüren, oğlunun cinayet işlerken kullandığı silahları geri isteyen, bu olaydan haberdar olması muhtemel (belkide birlikte) olan baba; göstermelik bir soruşturma ile bırakıldı. O da hakaretlerine devam etti, ediyor,daha da edecek.

Katildeki sogukkanlılık, bilinç o yönde bir eğitim aldığını gösteriyor. Evine gitti, annesini öldürmesinin bir mantığı var mı? Yok. Bir süpekülasyon yapalım. Eve gitti. Evin birileri ile buluşma yeri olduğunu düşünelim. Katil buluşacağı kişilere çok güvendiği için şüphelenmedi. Buluştular. Buluştuğu kişiler katili öldürmeyi önceden planladılar.  Hesapta olmayan bir şekilde anne oğlunun buluştuğu kişileri gördü. Bu kişilerin, silahları yok etmeyi katille önceden konuştuğu için, katil itiraz etmeden silahları verdi. Bu kişiler önce anneyi sonra katili öldürdüler. Bu şekilde geride hiçbir tanık kalmamış oldu. Kamu davası bile açilamadı. Katilin hiçbir ilişkisi araştılmadı, araştıridı ise sonuç açiklanmadı. Bilmiyoruz.

Hanau da dukuz kişiyi öldüren faşişt katilin hayatinin bir kesitinde istihbarat ajanları ile ilişkisi oldu mu? Ya da kendisi istihbarat ajanı mı? Ya da herhangi bir faşişt örgütlenme veya çevre  ile bir ilişkisi olmuş mu? Acaba oğlunun ideolojini sürdürdüğü belli olan babanın ilişkilerinin araştırılması bu konunun  karanlıkta kalan bölümlerin küçükte olsa bir bölümünü açığa çıkarabilir mi?

 ________

2. Dünya savaşının tek galibi Sovyetler Birliği ve Alman işgali altındaki ülkelerde, işgale karşı direnişi örgütleyen komünistler oldu.  Fransa, Italya, Yunanistan, Belçika, hatta Hollanda gibi ülkelerde izlenen yanlış politikalar ve ABD ve Ingiltere‘nin önderliğinde  komünizme karşı örgütlenen gizli ordular insiyatifinde işbirlikci faşişt gruhların provakasyonları sonucu iktidarlar kaybedildi. KP ler yeni duruma yönelik politikalar üretemediler. ABD nin insiyatifinde Almanya ikiye bölündü. Savaş bitmeden dünya burjuvazisinin komünizme karşı kuralsız, kirli, hiçbir etik değer içermeyen, Avrupa‘da başlattığı savaş, Çin‘de, Kore‘de, Vietnam‘da devam edip günümüze kadar geldi. Son saldırısını Hanau da yaşadık.

Avrupa coğrafyasında başlatılan savaşın gereği Stay-Behind ögütlenmeleri her ülkede, ABD emleryalizmine direkt bağlı olarak örgütlendi. Bu örgütlenmeler Amerika ya o ülkelerin yönetimlerine katılma ve müdahale olanakları  verdi. Bu örgütlemeler ordu, milis, istihbarat ve sağ siyasetlerin dışında bürokrasi (yargı dahil), üniversiteler, vakıflar, sendikalar, sivil toplum kuruluşlarını kapsıyordu. Bu devletin bütün kurum ve katmanlarını dikey olarak kesen pramidal örgütlenme idi.

Devletlerin iki yüzü oluştu. Bir yüzü; bildiğimiz, tanıdığımız, yasal, meşru, parlemento, siyasal partiler hükümetler ve yargı. Diğer yüzü ise bunların hepsini kapsayan Nato‘ya bağlı olup direk Amerika tarafından kontrol ve komuta edilen Gladio türü örgütler. Esas insiyatif bu örgütlerde olacak şekilde oluşan yönetim aygıtı, hangi parti iktidar olursa olsun temel politikalarda bir değişim olmadı, olamazdi da. Zira esas yönetim  aygıtı Gladio vari örgütlerdi.

__________

Almanya‘da devletin sağ gözü faşişt teröre, ırkcı saldırılara karşı hep kapalı idi. Yapılan bütün  araştırma ve koğuşturmalar üstünkörü ya da yanlış yönlerde oldu. Çevresinde dolandılar esasa hiç gelmediler. Bu güne kadar olan bütün olaylarda hiçbiri aydınlanmadı. Hasbelkader normal polis tarafından yakalanan istisna vakalarda soruşturma bilinçli olarak sanıkla sınırlandırıldı.

NSU faşişt şekebesinin seri cinayetlerinin tesadüfen ortaya çıkmış olması bu durumu açikca gösterdi. Anayasayı Koruma Örgütü ,askeri istihbarat soruşturmaları engeledi,belge sakladı, yanlış yönlendirdi. Münih teki mahkeme çamaşır makinesi işlevi gördü. Sadece önündekileri yargılar gibi yaptı. Temizledi.

Alman istihbaratının yönetiminde, korumasında, örgütlemesinde, yol göstericiliğinde saldıran faşişt grüh; normalde bu işleri becerme yeteneğinde değildir. Yapana değil yaptırana bakmak gerekli. Yoksa iki taşı yanyana koyma yeteneğinde olmayan ırkcı faşiştler bu işleri beceremezler. Bir zamanlar var olan ırkcı faşişt yapılar ; Republikaner (SS subayı Franz Schönhuber in partisi) NPD (Almanya Milliyetci Partisi), DVU (Alman Halk Birliği)  aynı zamanda  Gehlen organizasyonunun (Alman Gladiosu) legal siyasi parti görünümleriydiler Bu gün bu rolü AfD oynamaktadir.

Uzun zamandır Almanya‘da ırkcılık kurumsal bir hal almıştır. Özellikle polis kurşunu ile ölüm, karakollarda ölüm  olayları çok yogunlaştı. Şanslı olanlar karakoldan ya da evinden kafası, kolu kırık  dışarı çıkmaktadır. Bazı kurumlarda kökene göre uygulamalar günlük vaka-i adiye den sayılmaktadır. Kurumsal ırkcılık dalga dalga sokağa yayılmakta, yabancıya kiraya vermeme, ayrıcı ötekileştirici dil, saygısızlık günlük yaşam halleridir.

AfD teşkilatın yeni partisi olarak ırkcılığı, saldırganlığı, yabacı düşmanlığını, anti-semitizmi sokakta dalga dalga yaymakta,bu düşüncenin  palementoda temsilciliğini yapmaktadır. AfD‘nin kısa zamanda bu kadar güçlenmesi müesses nizamın çok yönlü desteği olmadan olmazdı.

Suriye den savaş mağduru olarak Almanya ya getirilen kişilerin özellikle doğuya gönderilmesi, Massen‘ın danışmanlık yapması ilk görünenlerdir.

Hanau saldırısı da gösterdi ki suikastler nitelik değiştirmiş, toplu katliam niteliğine dönüşmüş ve toplum bu tür katliamları kanıksamıştır. Kanıksama alışmayı ve tepkisizliği yaratır. Bir adım ötesi korkma, sinme ve kabullenmedir. Bu sürecin böyle devam etmesi bir dönem sonra aktif katılımdır. 1961‘de Paris yerlilerinin Cezayirlileri parmakları ile  gösterip “orada orada” deme aşamasıdır. Yeter bitirelim bir anektotla.

Philip Willian; Ingiltere Dişişleri Bakanı Ernest Bevin in 22 Ocak 1948 de Ingiltere Palementosunda  yaptığı konuşmada “Kızıl Ordu bir tehlike oluşturmakla birlikte, Washington‘la birlikte asıl tehlikenin Batı Avrupa‘da bir komünist ayaklanması olduğunu, yani asıl tehlikenin içerde olduğunu, bu sizma veya ayaklanma tehlikesini önlemek için bir mekanizma oluşturulmasının, komünist adayların önünün kesilmesi gerektiğini ….” söylediğini aktarıyor. ABD nin müdahaleleri konusunda uzman olan gazeteci aynı adlı kitabında.
Işte bütün mesele bu.