Sanat ve Kültür Cafe Bavul tarafından düzenlenen ve çok sayıda kuruluşun desteklediği Festival 12 ve 13 Temmuz’da Berlin’in Kreuzberg semtinde Blücher Platz’da yapılacak.
Toplumsal ve kurumsal ırkçılığı gündeme alan Festival aynı zamanda ırkçılığa karşı verilecek mücadelenin nasıl ele alınması gerektiğini de tartışma konusu yapacak.
******
Almanya’da ırkçılık faşizm sonrası dönemde de toplumsal bir gerçeklik olarak her gün yeniden üretilip yaşamın her alanında çeşitli biçimlerde karşımıza çıktı ve çıkıyor:

-
Mülteciyseniz
-
Zamanın misafir işçileri gibi toplama kamplarına benzer kamplarda barındırılırsınız.
-
İkamet alanınızı izinsiz terk edemezsiniz, çalışmanız yasaklanır, nakit para yerine ancak berlirli yerlerde geçerli olan ödeme kartı kullanmak zorunda kalırsınız.
-
-
On yıllarca burada yaşıyor olmanıza rağmen, ülkenin eşit vatandaşı olarak kabul edilmezsiniz.
-
En kötü ve güvencesiz işlerde çalıştırılıp en az ücreti verirler.
-
Hem istenmezsiniz hem de entegre olmuyorsunuz diye aşağılanırsınız.
-
Politikacılar ve medya sizi her gün kriminel, bela ve sosyal parazit olarak hedef gösterir.
-
Bir göçmen suç işlediğinde bütün göçmenler ve mülteciler zan altıdna bırakılır, sınırlayıcı yasalar çıkarılır, polis ve istibaratın yetkileri artırılır, göçmenlerin yaşadığı alanlarda kontroller yoğunlaşır, aile birleşminiz engellenir.
-
Bir iş yeri önce yerlilere sonra başkalarına verilir.
-
Potansiyel suçlu olarak damgalandığınız için havuzlara veya discolara girişiniz yasaklanır.
-
Bir gece yarısı eviniz basılıp çoluk çocuk demeden apar topar yurt dışı edilirsiniz.
-
Biolojik alman olarak okunmadığınız bir vesileyle iş veya ev almanız zorlaştırılır.
-
Bu ülkede on yıllarca yaşıyor olsanız da en temel demokratik hak olan seçme seçilme hakkından mahrum bırakılırsınız.
-
Baş örtülü değilseniz, şaşkınlıkla bakılır, baş örtülü iseniz baş örtünüz indirilir ve hakarete uğrarsınız veya bir mahkeme duruşunda bıçaklanarak öldürülürsünüz.
-
300‘den fazla insanın başına geldiği gibi ansızın ırkçı-faşist bir kurşuna kurban gidersiniz.
-
Ya polis hücresinde yakılırsınız ya da polis tarafından sırtınızdan 5 kurşunla vurulursunuz.
Evet, bu sayılanlar Almanya’da örneği bolca yaşanan günlük hayattan kesitlerdir: Bir çok haktan mahrum bırakılmış bir toplum olarak daha nice ayrımcı ve aşağılayıcı muamelelere maruz kalırsınız, en temel haklarınız tanınmaz, hedef gösterilip şiddete maruz kalırsınız. Bütün bunlar biliniyor olmasına rağmen Alman devleti ve onun taraftarları hoşgörü ve demokrasi şampiyonu olduklarında ısrar edip, ırkçı politikalar güttüklerini ve yapısal ırkçılıklarını inkar eder. Bu iki yüzlülükleri yetmiyormuş gibi her toplumsal sorunun sorumlusu olarak yabancılar, göçmenler ve mülteciler gösterilir. En yüksek tepeden göçmen ve mülteciler hedef gösterilip AfD gibi ırkçı ve faşist bir partinin güç kazanmasına zemin hazırlanır, sonra da aşırı sağa karşı olduklarını ispatlamak için, AfD’ye karşı demokrasiyi savunma şowları yaparlar.
Çok kültürlü bir ortamı bir zenginlik olarak kabul etmek yerine üstün sazydıkları alman kültürürün yok edildiği korkusunu yayıp histerik ve kışkırtıcı bir atmosferi pompalarlar. Böyle bir ortamda da en çok faydalanan ise yine AfD gibi ırkçı-faşist hareketler olur.
Irkçı söylem ve uygulamalar özellikle krizli dönemlerde çok daha yoğun bir şekilde işlenir. Son iki genel seçim sürecinde bütün düzen partilerinin göçmenleri ve mültecileri nasıl günah keçisi olarak lanse ettiklerine şahit olduk. Nedenini iyi incelediğimizde egemenlerin toplumsal sorunları halk lehine çözmek yerine – ki öyle bir dertleri zaten yok- farklı toplumsal kesimleri birbirine düşürerek hedef şaşırttıklarını görürüz. Ve böylece farklı toplumsal kesimlerin ortak mücadelesini de engellemeye çalışırlar. Çözümün kapitalist düzeni aşıp, sömürünün olmadığı, herkesin kimliğiyle kabul edildiği, eşit, özgür ve kardeşçe yaşadığı toplumsal ilişkiler yaratmaktan geçtiğini savunan solcu ve devrimci hareketlerin ise işi daha da zorlaşır.
Son yıllarda alman ekonomisinde ciddi bir zayıflama yaşanıyor. Pahalılık halen devam ediyor. Emeğiyle geçinenlerin gelirleri aynı oranda yükselmiyor. Almanya’da işsizlik ve sosyal yardımdan geçinenenlerin sayısı artıyor. Fakirlik de giderek yükseliyor. Sermaya ve zenginler orantısız düzeyde devlet desteği alırken az gelirli insanlar kaderleriyle baş başa bırakılıyor. Sanayi askeri ağırlıklı olarak biçimlerndirilirken, iklim felaketinin önünü alma önlemleri geri planı atılıyor.
Bir yandan dünyanın çeşitli bölgelerinde ceryan eden savaşlar alman silahlarıyla teşvik edilip milyonların göçe zorlanmasına neden olunurken, öbür yandan Avrupa sınırları kuş geçirmez hale getiriliyor ve her sene binlerce insanın Akdenizde ölümüne neden olunuyor.
Dışa doğru savaşçı bir çizgi geliştirilirken içe doğru ise toplumu dizayn ve disipline etme, konrol altına alma ve emelleri doğrultusunda yönlendirme politikaları güdülüyor. Bunu en etkin bir biçimde uygulayabilmeleri için toplumdaki dayanışmacı eğilimleri törpülemek, bölüp parçalamak gerikiyor. Yani böl yönet olarak bildiğimiz klasik strateji eskiye nazaran daha yoğun bir şekilde devreye sokulmaktadır. Böl yönet yönteminin en etkili unsurlarından biri de ırkçılıktır. İnsanların milliyet, kimlik, cinsiyet ve ahlak duygularını kaşıyarak toplumun değişik kesimleri karşı karşıya getiriliyor. Bilinçli olmayan ve kendi bağımsız iradesini kullanma yetisini yeterince geliştirememiş toplulaklar oyuna çok kolay gelebilmektedir.
Toplunumun bir kesiminin

2./3. sınıf muamele görmesine karşı kapsamlı duruş sergilenmediği sürece toplumun bölünüp parçalanması ve dolayısıyla da yönlendirilmesi çok kolay olabilmekte.
Buna rağmen toplumsal parçalanmaya karşı toplumsal dayanışma ve toplumsal kurtuluş doğrultusunda ısrarlı bir mücadele vermekten başka bir alternatifimiz yok. Yani toplumun değişik muhalif kesimleri sırf kendi spesifik hedeflerine odaklanması yerine, toplumsal kurtuluşu ana hedef olarak gözeten bir mücadele hattı geliştirmeleri gerekmektedir.
Allmende’nin girişimiyle ilk defa 20
12’de gerçekleştirilen Irkçılığa Karşı Festival belli bir aradan sonra bu sene Sanat ve Kültür Cafe Bavul tarafından 12 ve 13 Temmuzda Berlin’in Kreuzberg semtinde Blücher Platz’da olacak. Toplumsal ve yapısal ırkçılığı gündemine alan Festival aynı zamanda ırkçılığa karşı verilecek mücadelenin toplumsal kurtuluş hareketi çerçevesinde nasıl ele alınması gerektiğini de tartışma konusu olarak gündeme alınmış durumda.
Bugüne kadar kısmen devlet destekli sürdürülen anti-ırkçı veya demokrasiyi savunma projeleri yerine tamamen bağımsız, kimlikleri öne çıkarmayan, herkesi kapsayan, yani değişik kesim ve güçlerin ortak ve ahenkli mücadelesiyle toplumsal kurtuluş hedefine odaklanmış antifaşist ve anti-ırkçı bir hareketin geliştirilmesine yoğunlaşmak gerekiyor.
Sanat ve Kültür Cafe „Bavul“ un düzenlediği Festival, ırkçılığa karşı mücadeleyi toplumsal kurtuluş çerçevesinde değerlendirip geliştirecek bir inisiyatif ve ortak bir iradenin geliştirilmesi için önemli bir fırsat. Cafe Bavul’un 6 yıllık geçmişinde çok farklı ulustan ve kesimlerden insanları ve oluşumları birbirine dokundurabilmiş olması nedeniyle farklı kesimlerin mücadeleci unsurlarını bir araya getirme ortamına da sahip olduğu söylenebilir. Bu olgu festivalin programında yer alan onlarca çok uluslu, çok zengin ve dayanışmacı (para talep etmeyen) müzik grupların olmasında rahatlıkla görülmekte. Çok değerli konuşmacıların yer alacağı panel ve forumun yanı sıra yapılacak atölye çalışmalarında da bilgi ve görüş alışverişlerin olacağını umuyoruz.
Çok yoğun emek isteyen iki günlük bir etkinlğin kısa denebilecek bir sürede hazırlanmış olması şimdiden taktire şayan bir çalışma olduğunu söylemek gerekir. Gelin hep beraber içeriğini birlikte dolduralım. Birlikte tartışalım, eğlenelim.
Festival Almanca çağrısını şu linkte bulabilirsiniz: https://duvaryazisi.org/2025/07/09/aufruf-festival-gegen-rassismus
Garip Bali / Berlin

