Tüm dünyada kadına yönelik şiddete karşı farkındalığın arttığı ve eylemlerin düzenlendiği bir dönemde, Almanya’dan gelen acı haberler, sorunun yakıcılığını bir kez daha gözler önüne sermektedir. 2 Kasım’da Mannheim’da bir kadının, en yakını olan kocası tarafından, çocuklarının gözü önünde vahşice öldürülmesi, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin münferit bir olay değil, sistematik bir sorun olduğunun kanıtıdır. Bu cinayetin ardında yatan sebep yine aynıdır: Kadının yıllarca maruz kaldığı şiddet sonrası ayrılma isteği ve polise başvurmuş olması.
Toplumsal Tepki ve Kurumsal İhmal:
Bu tür cinayetlerin basında sıklıkla birer “aile dramı” olarak geçiştirilmesi, şiddetin cinsiyet temelli boyutunu ve toplumsal bağlamını görmezden gelmeye yönelik tehlikeli bir eğilimi yansıtmaktadır. Birçok kadın kuruluşu ve siyasi parti, bu cinayetlerin spesifik olarak kadın cinsine yönelik olduğunu, basit anlaşmazlıklar sonucu değil, kadınlara yönelik bir nefret ve tahakküm sonucu işlendiğini vurgulamaktadır. Bu suçların femisid olarak adlandırılması ve buna karşı yasal düzenlemeler yapılması yönündeki talepler, ne yazık ki yıllardır Federal Meclis’teki çoğunluk tarafından reddedilmektedir.
Resmi Veriler ve Gerçeğin Boyutu:
Almanya’da resmi kayıtlara geçen ev içi şiddet mağduru sayısı 256.942 kişiye ulaşmış olup, bir önceki yıla göre %3,7, son 5 yılda ise toplam %14’lük bir artış söz konusudur. Mağdurların yaklaşık %80’ini kadınlar oluşturmaktadır. Ancak bu %80’lik oran bile sadece suç duyurusunda bulunanları kapsamaktadır. Utanç, anlaşılamama korkusu ve faillerin cezasız kalacağı endişesi nedeniyle şikâyette bulunmayan kadın sayısı göz önüne alındığında, kayda geçmeyen ev içi şiddetin boyutlarının çok daha yüksek olduğu bir gerçektir.
Yasal Boşluklar ve Cezasızlık:
Kadına yönelik şiddetin, spesifik olarak kadın cinsine yönelik bir eylem ve cinayetlerin cinsiyet temelli olduğu gerçeğinin siyasi erki tarafından kabul edilmemesi, koruyucu yasaların uygulanmasını da engellemektedir. Birçok kadın, taciz, tecavüz ve şiddet sonucunda şikâyette bulunmamaktadır, çünkü faillerin cezasız kaldığını ve kendilerini koruyacak yasaların etkili bir şekilde uygulanamadığını görmektedirler.
Sığınma Evlerindeki Yetersizlik:
Şiddete uğrayan kadınların sığınabileceği kadın sığınma evlerinin sayısı Almanya genelinde hala yetersizdir; sadece yaklaşık 400 sığınma evi ve buralarda 7.700 kadına koruma veriliyor. İstanbul Sözleşmesi verilerine göre ihtiyaç duyulan yer sayısı yaklaşık 21.000 civarındadır. Sığınma evlerine başvuran kadınlar, yaşadıkları şehirlerde yer bulamama sorunuyla karşılaşıp çoğu kez başka şehirlere gitmek zorunda kalmaktadır.
Bu sığınaklarda kalışın bir diğer önemli sorunu ise ekonomiktir. Sığınaklara ayrılan bütçenin yetersizliği nedeniyle, kadınlar ve çocuklar kalış masraflarının büyük bir kısmını kendileri karşılamak zorunda kalmaktadır. Çalışmayan veya eşine ekonomik olarak bağımlı kadınlar için bu durum büyük bir engel teşkil etmekte ve kalış parasını ödeyemeyen kadınların şiddet uygulayan eşlerine geri dönme riski artmaktadır.
Frauenhauskoordination (FHK) verilerine göre, 2024’te 13.700 kadın ve 15.300 çocuk sığınma başvurusu yapmış, ancak birçoğu yer olmadığı için geri çevrilmiştir. Sığınacak yer bulamayan kadınlar şiddet ortamına geri dönmek zorunda kalmaktadırlar.
Geciken Yasal Düzenlemeler:
Ocak 2025’te Federal Meclis’ten geçmesi beklenen Gewalthilfegesetz (Şiddetten Korunma Yasası) ve bunun için ayrılan bütçenin tam yürürlüğe giriş tarihi 2032 olarak belirlenmiştir. Bu durum, on yıl daha kadınların şiddete ve tacize maruz kalmaya devam edeceği ve sığınma evlerinden “yer yok” ya da “bütçe yok” gibi gerekçelerle geri gönderileceği anlamına gelmektedir. Oysa şiddet gören kadınların korunmaya bugünden itibaren ihtiyacı vardır.
Sonuç ve Öneriler:
2024 yılında 360 kadının öldürüldüğü Almanya’da, her gün bir kadın kas gücüne güvenen bir erkek tarafından hayattan koparılmaktadır. Bu durum, kadına yönelik şiddetin acil ve kapsamlı bir müdahale gerektiren toplumsal bir kriz olduğunu göstermektedir.
• Sığınma evlerinin kapasitesi ve bütçesi acilen iyileştirilmelidir
• Koruyucu yasaların etkin bir şekilde uygulanması sağlanmalıdır.
• Siyaset, özellikle kadın siyasetçiler, kadın cinayetlerini engellemek için yasal düzenlemeler yapmalı ve katillerin bir daha hiçbir kadına zarar veremeyecek şekilde cezalandırılmasını sağlamalıdır.
• Kadınları öldüren ve sömüren patriyarkal sisteme karşı daha güçlü ve daha örgütlü bir kadın mücadelesi örgütlemek, artık ekmek ve su kadar zorunlu hale gelmiştir.
59 Min.

