Bir Memleketi Birlikte Yaşamak
Bazen bugünü anlayabilmek için Meclis’in koridorlarına, siyasi kürsülere ya da televizyon ekranlarına değil; eski bir şehrin sokaklarına bakmak gerekiyor.
Çanakkale’de Cevatpaşa Mahallesi’nin geçmişini merak edip araştırmaya başladığımda, yolum aslında Çanakkale’nin çok daha eski toplumsal hafızasına çıktı.
Eski Çanakkale’nin tarihinde Müslümanlar var, Rumlar var, Ermeniler var, Yahudiler var, Romanlar var. Balkanlardan, Kırım’dan ve Anadolu’nun farklı yerlerinden gelip bu şehirde hayat kuran insanlar var. Kimi denizci, kimi esnaf, kimi zanaatkâr, kimi asker, kimi memur …
Hepsi aynı değildi.
Ama aynı şehrin hikâyesinin bir parçasıydılar.
Elbette geçmişi romantikleştirmek, herkesin her dönemde huzur içinde yaşadığını söylemek doğru olmaz. Bu topraklar savaşları, göçleri, ayrılıkları, kırılmaları ve büyük acıları da gördü. Fakat bütün bunların arasında unutulmaması gereken başka bir tarih daha var:
Birlikte yaşamanın tarihi.
Bugünün Türkiye’sine baktığımda kendime şu soruyu soruyorum:
Biz ne zaman birbirimizi insan olarak tanımadan önce kimliğini sormaya başladık? Türk müsün, Kürt müsün? Alevi misin, Sünni misin? Dindar mısın, laik misin? Sağcı mısın, solcu musun? Hangi partiye oy veriyorsun?
Sanki bütün bu soruların sonunda insan olduğumuzu hatırlayacakmışız gibi …
Oysa siyasetin kendisine baktığımızda bile başka bir gerçek görüyoruz. Farklı siyasi yapıların içerisinde farklı şehirlerden, ailelerden, inançlardan, kültürlerden ve hayat hikâyelerinden insanlar yan yana gelebiliyor.
Demek ki sorun farklı olmak değil.
Sorun, farklılıklarımızı neye dönüştürdüğümüz.
Bugün Türkiye’nin yeni isimlerden, yeni tabelalardan ve yeni sloganlardan önce yeni bir siyaset diline ihtiyacı olduğuna inanıyorum.
Çünkü tabelalar değişebilir.
İsimler değişebilir. Liderler değişebilir.
Ama zihniyet değişmezse, gerçekten ne değişir?
Adalet yalnızca bize gerektiğinde hatırladığımız bir kavram olmamalı. Özgürlük yalnızca bizim yaşam biçimimiz için istediğimiz bir hak olmamalı. Demokrasi de yalnızca bizim tercihimiz kazandığında değerli sayılmamalı.
Demokrasi, bana benzemeyenin hakkını da kendi hakkım kadar değerli görebildiğim yerde başlar.
Kürt’ün hakkını savunurken Türk’ün kaygısını duyabilmek …
Alevi’nin eşit yurttaşlık talebini görürken Sünni’nin inancına aynı saygıyı gösterebilmek …
Dindarın özgürlüğünü savunurken laik olanın yaşam biçimine dokunmamak …
Kadının, gencin, işçinin, emeklinin, yoksulun sesini hangi siyasi görüşten olduğuna bakmadan duyabilmek …
Bir ülkenin gerçek gücü bana göre budur.
Çünkü memleket yalnızca sınırlarla çevrilmiş bir toprak parçası değildir. Memleket, birbirinden farklı insanların ortak bir hayat kurabilme iradesidir.
Belki bugün yaptığımız en büyük yanlışlardan biri de kurtuluşu sürekli bir kişide, bir partide ya da yeni bir siyasi oluşumda aramak.
Elbette siyaset önemlidir. Partiler önemlidir. Yöneticiler ve kurumlar önemlidir. Ancak
hiçbir siyasi tabela, toplumun zihniyeti değişmeden tek başına bir ülkenin bütün yaralarını iyileştiremez.
Gerçek değişim biraz da bizde başlar.
Komşumu kimliğinden dolayı ötekileştirmediğimde… Benden farklı düşünene düşman gözüyle bakmadığımda …
Bir haksızlık benim görüşümden olmayan birine yapıldığında da sesimi çıkarabildiğimde …
Adaleti kendim için istediğim kadar hiç tanımadığım biri için de isteyebildiğimde …
İşte o zaman başka bir Türkiye’nin kapısını aralamaya başlarız.
Cevatpaşa’nın sokaklarından Çanakkale’nin geçmişine bakarken, bugünün Türkiye’sini düşünüyorum.
Evler değişmiş. Sokaklar değişmiş. Kuşaklar değişmiş.
Ama insanlığın önündeki soru pek değişmemiş:
Birbirimizden farklı olduğumuz hâlde birlikte yaşayabilecek miyiz? Bence asıl mesele budur.
Birbirimize benzemek zorunda değiliz. Aynı inanca, aynı kökene, aynı düşünceye ya da aynı siyasi görüşe sahip olmak zorunda da değiliz.
Ama birbirimizin hakkına, hukukuna ve insanlığına sahip çıkmak zorundayız. Çünkü bu ülke bir kişinin, bir partinin, bir inancın ya da bir kimliğin değil.
Hepimizin.
Belki geleceğin Türkiye’sini kuracak en güçlü cümle, sayfalar dolusu siyasi
manifestodan çok daha basittir:
Sen benden farklı olabilirsin. Ben de senden.
Ama bu memlekette senin hakkın, benim hakkım kadar değerlidir.
Birlikte yaşamayı başarabildiğimiz gün, kimin kazandığını sormaya da gerek kalmayacaktır.
Çünkü o gün kazanan memleket olacaktır.
Şirin Eral Ok

