Sandığa İki Hafta Kala: AfD’yi Kim Büyüttü? Şirin Eral Ok

HomeManşetAlmanya

Sandığa İki Hafta Kala: AfD’yi Kim Büyüttü? Şirin Eral Ok

Almanya kritik bir seçime doğru gidiyor. 6 Eylül’de Sachsen-Anhalt sandığa gidecek. İlk bakışta Almanya’nın doğusundaki bir eyaletin seçimi gibi görünebilir. Ancak sandığa iki haftadan az bir süre kala ortaya çıkan tablo, meselenin Sachsen-Anhalt sınırlarını çoktan aştığını gösteriyor.

30 Temmuz’da yayımlanan Infratest dimap araştırmasında AfD yüzde 41 ile açık ara birinci sırada. CDU yüzde 24, Sol Parti yüzde 13, SPD yüzde 7, Yeşiller yüzde 5. BSW ise yüzde 4 ile barajın altında görünüyor. Elbette anket sandık sonucu değildir. Ama yüzde 41 de görmezden gelinebilecek bir oran değildir. Dolayısıyla artık yalnızca şu soruyu sormak yetmiyor: AfD neden yükseliyor? Belki daha zor olanı sormamız gerekiyor: AfD’yi kim, hangi politikalar ve hangi toplumsal koşullar büyüttü? Artık sadece “protesto oyu” diyebilir miyiz?

AfD dün ortaya çıkmış bir parti değil. Yıllardır eyalet parlamentolarında, Avrupa Parlamentosu’nda ve Federal Meclis’te yer alıyor. Bugün Almanya siyasetinin göz ardı edilemeyecek aktörlerinden biri haline gelmiş durumda. Bu nedenle AfD’ye verilen her oyu hâlâ yalnızca “protesto oyu” diye açıklamak, yaşanan siyasi değişimi anlamamızı engelliyor. Yıllardır AfD konusunda uyarılar yapılıyor. Aşırı sağ tartışılıyor.AfD ile işbirliği yapılmaması anlamına gelen “Brandmauer”, yani güvenlik duvarı konuşuluyor. Fakat bütün bunlar olurken AfD küçülmedi. Tam tersine büyüdü. O halde yalnızca AfD’yi değil, AfD’yi büyüten Almanya’yı da konuşmanın zamanı gelmedi mi?

İnsanlar neden uzaklaşıyor? Hayat pahalılığı… Konut sıkıntısı… İş ve gelecek kaygısı… Doğu ile Batı Almanya arasında birleşmeden onlarca yıl sonra bile tamamen kapanmayan ekonomik ve toplumsal farklılıklar… Göç ve iltica politikaları… Devlete ve siyasi kurumlara duyulan güvenin azalması… Ve bütün bunların ortasında giderek daha fazla duyduğumuz bir cümle: “Bizi artık kimse dinlemiyor.” Bu duygunun her zaman gerçeklerle örtüşüp örtüşmediğini tartışabiliriz. Ama milyonlarca insan kendisini böyle hissediyorsa, demokratik siyasetin görevi onları yalnızca suçlamak değil, bu kopuşun nedenlerini anlamaktır.

Çünkü demokrasi yalnızca konuşmak değildir. Dinleyebilmektir de. Peki göçmen kökenliler neden AfD’ye oy veriyor? Benim için en çarpıcı soru işaretlerinden biri burada başlıyor.Almanya’da kendisi ya da ailesi göç etmiş olduğu halde AfD’ye oy veren insanlar da var. Göçmen kökenli olup AfD içinde siyaset yapan isimlerle de karşılaşıyoruz. Peki neden? Ailesi yıllar önce Almanya’ya göç etmiş bir insan, bugün göç konusunda son derece sert politikalar savunan bir partiye neden oy verir? Kendisini artık “göçmen” olarak görmediği için mi? “Ben geldim, çalıştım, vergimi ödedim; bugünkü göç başka” diye düşündüğü için mi? Ekonomik kaygılar mı? Güvenlik politikaları mı? Muhafazakâr değerler mi? Yoksa yıllarca SPD, CDU, Yeşiller ya da Sol Parti’ye oy vermiş bazı göçmen kökenli seçmenler de artık bu partiler tarafından temsil edilmediklerini mi düşünüyor? Bu soruların tek bir cevabı yok. Zaten “göçmenler” dediğimiz milyonlarca insanı tek bir siyasi görüşe sahip topluluk olarak görmek başlı başına yanlış. Fakat bu gerçek, önümüzde duran soruyu ortadan kaldırmıyor:

Göçmen kökenli bir seçmeni AfD’ye götüren nedir? Bunu sormak AfD’nin politikalarını kabul etmek değildir. Tam tersine, bir siyasi hareketin neden büyüdüğünü anlamadan onunla demokratik zeminde mücadele etmenin de zor olduğunu kabul etmektir. Seçmeni anlamaya çalışmakla, bir partinin politikalarını normalleştirmek aynı şey değildir. Bu ayrımı yapamazsak her seçim gecesi aynı soruya geri döneriz:AfD nasıl yine büyüdü? 6 Eylül’den sonra ne olacak? Asıl kritik soru belki de bu. AfD Sachsen-Anhalt’ta anketlerin gösterdiğine yakın bir sonuçla açık ara birinci parti olursa ne olacak? Diğer partilerin AfD ile koalisyon yapmama politikası devam edecek mi? AfD birinci parti olduğu halde hükümet dışında kalırsa seçmenlerinin tepkisi ne olacak? Ve daha önemlisi: Sachsen-Anhalt başka eyaletlerin habercisi olabilir mi? Çünkü siyasette normalleşme bir gecede gerçekleşmez. Dün söylenmesi kabul edilemez bulunan bir söz bugün tartışılır. Bugün tartışılan yarın sıradanlaşır. Sıradanlaşan ise bir süre sonra siyasi programa dönüşebilir. Benim asıl kaygım burada başlıyor. Almanya göçmenlerin de ülkesi Almanya’nın bugünkü ekonomik ve toplumsal yapısında göçmen emeğinin payını görmezden gelmek mümkün değil.

Türkiye’den, İtalya’dan, Yunanistan’dan, İspanya’dan, eski Yugoslavya’dan ve dünyanın birçok yerinden insanlar bu ülkeye geldi. Fabrikalarda çalıştılar. Yollar yaptılar. Vergilerini ödediler.Çocuklarını burada büyüttüler. Bir zamanlar “Gastarbeiter”, yani “misafir işçi” denilen insanların çocukları ve torunları bugün doktor, öğretmen, işçi, mühendis, esnaf, sanatçı, siyasetçi ve işveren. Artık misafir değiller. Burası onların da ülkesi. Bu nedenle Almanya’da göç ve vatandaşlık üzerine kurulan siyasi dil yalnızca ülkeye yeni gelenleri ilgilendirmiyor. On yıllardır burada yaşayan milyonlarca insanı da ilgilendiriyor.

Peki diğer partilerin hiç mi sorumluluğu yok? AfD’nin yükselişini yalnızca AfD seçmeni üzerinden tartışmak siyasetin kendi sorumluluğunu görünmez hale getirir. CDU kendisine sormalı. SPD kendisine sormalı. Yeşiller kendisine sormalı. Sol Parti de kendisine sormalı: Biz nerede hata yaptık da bu kadar insan bize sırtını döndü? İnsanların ekonomik kaygıları yeterince duyuldu mu? Göç konusunda toplumdaki gerçek sorunlarla korkular birbirinden ayrılarak konuşulabildi mi?

Doğu Almanya’da yaşayan insanların kendilerini siyasi ve ekonomik olarak geride bırakılmış hissetmelerinin nedenleri yeterince sorgulandı mı? Siyasetin dili toplumdan uzaklaştı mı? Yoksa partiler birbirleriyle tartışırken sokağın gündemini mi kaçırdı?Bunlar kolay sorular değil. Ama demokrasi, zor sorulardan kaçarak korunmaz. Bir eyalet seçiminden daha fazlası 6 Eylül gecesi ekranlarda yine yüzdeler göreceğiz. Ardından milletvekili hesapları ve koalisyon senaryoları başlayacak. Fakat rakamların arkasında çok daha büyük bir soru duracak: Bu sonuç geçici bir protestonun mu göstergesi, yoksa Almanya’nın siyasi yönünün kalıcı biçimde değişmeye başladığının işareti mi? Belki de artık her seçimden sonra AfD’nin yükselişine şaşırmak yerine başka bir şey yapmanın zamanı geldi: Onu büyüten toplumsal ve siyasi zemine bakmak. Çünkü demokrasinin geleceğini yalnızca sandıktan çıkan sonuç belirlemez.

O sonucun neden çıktığını sorgulayabilme cesareti de belirler. 6 Eylül’de sandığa Sachsen-Anhalt gidecek. Ama sonucu bütün Almanya tartışacak. Ve o gece belki de asıl soru “AfD yüzde kaç aldı?” olmayacak.

Asıl soru çok daha büyük olacak: Almanya bundan sonra hangi yöne gidecek?