Sandık Konuştu: Berlin Yine “Mesajı Aldık” Deyip Kapatacak mı?
Sachsen-Anhalt’ta sandık konuştu.
Ben de televizyonun karşısına geçtim, çayımı aldım, sonuçlara bakayım dedim. Ekranda AfD’nin rakamını görünce önce çayı bıraktım.
Bir daha baktım. Gözlüğümü sildim. Yine baktım.
Rakam hala oradaydı.
İnsan böyle anlarda televizyonun kumandasını eline alıp “Acaba yanlışlıkla başka ülkenin seçimlerine mi geçtim?” diye düşünüyor.
Hayır.
Burası Almanya.
Ve sandığın verdiği mesaj öyle küçük puntolarla yazılmış bir dipnot değil. Termometreyi kırınca ateş düşmüyor
AfD’nin bu düzeye ulaşmasını yalnızca “Aşırı sağ yükseliyor” diyerek açıklayıp geçemeyiz.
Elbette aşırı sağın güçlenmesi demokrasi açısından ciddi bir mesele. Ancak yıllardır aynı cümleyi tekrarlayıp seçmenin neden oraya yöneldiğini anlamaya çalışmamak da çözüm değil.
Evin salonundan duman çıkıyor, biz hâlâ:
“Acaba tost mu yandı?” diye mutfağa bakıyoruz. Hayat pahalı mı? Pahalı. Kiralar yüksek mi? Yüksek.
İnsanların gelecek kaygısı var mı? Var.
Göç politikası toplumda tartışılıyor mu? Hem de nasıl.
Doğu Almanya’da kendisini Berlin tarafından yeterince görülmemiş hisseden insanlar var mı? Bunu yıllardır söylüyorlar.
O halde konuşacağız.
Çünkü doktor hastaya ateşi çıktığı için kızmaz. Ateşin neden çıktığına bakar.
Termometreyi kırınca ateş düşmüyor.
CDU: Komşunun yemeğine bakarken kendi tenceresini yakmak
CDU açısından da üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir tablo var.
Friedrich Merz ve CDU, AfD seçmenini geri kazanmak için daha sert bir siyasi dil kullanırsa bu seçmen gerçekten CDU’ya geri dönecek mi?
Yoksa seçmen:
“Madem benzerini söylüyorsunuz, ben aslını seçerim.” mi diyecek?
Siyasette komşunun tenceresine fazla bakarsanız kendi yemeğinizi yakabilirsiniz.
CDU’nun artık yalnız AfD’nin ne söylediğini değil, kendisinin ne söylemek istediğini düşünmesi gerekiyor.
SPD: Mesaj ulaşmadı mı, yoksa seçmen mesajı beğenmedi mi? Bir zamanların güçlü SPD’si…
İşçinin, emekçinin, sosyal devletin büyük siyasi adreslerinden biri. Bugünkü tabloya baktığımızda insan ister istemez soruyor:
SPD’nin seçmeni nereye gitti?
Muhtemelen parti merkezinde yine toplantılar yapılacak. Grafikler açılacak.
Uzmanlar konuşacak.
Sonra o meşhur cümle gelecek:
“Mesajımızı seçmene yeterince ulaştıramadık.” Ben artık bu cümleyi duyunca gülümsüyorum. Belki de mesaj gayet güzel ulaştı.
Seçmen okudu. Düşündü.
Sonra da:
“Teşekkür ederim, istemiyorum.” dedi.
Siyasetin kabul etmekte en zorlandığı ihtimal belki de bu. Linke: “Ben daha buradayım”
Sol Parti’nin yeniden üçüncü sıraya kadar yükselmesi de küçümsenecek bir gelişme değil.
Bir tarafta sağ güçleniyor, diğer tarafta sol yeniden alan kazanıyor. Yani siyasi salonun ortasındaki masalar boşalıyor.
İnsanlar sağdaki ve soldaki masalara geçiyor. Merkez partileri ise ortada birbirlerine bakıyor:
“Millet nereye gitti?” Millet hiçbir yere gitmedi. Sadece masa değiştirdi.
Asıl üzerinde düşünülmesi gereken de bu. Yeşiller: Işık yeşil ama seçmen geçmiyor Yeşiller açısından da mesaj açık.
İklim önemli. Çevre önemli.
Çocuklarımızın geleceği çok önemli.
Ama vatandaşın başka bir iklim sorunu daha var:
Ay sonundaki banka hesabının iklimi.
Hesap eksiye düştüğünde evin içinde zaten kutup şartları başlıyor.
Vatandaş hem kutup ayısının geleceğini hem de kendi çocuğunun ay sonunu düşünüyor. Bunların ikisi birbirinin düşmanı değil.
Siyasetin görevi de ikisini aynı anda görebilmek. FDP… Onu fazla üzmeyelim
Gelelim FDP’ye.
Burada uzun uzun analiz yapmak istemiyorum. Zaten seçim gecesi yeterince uzun geçmiştir.
FDP’nin aldığı rakama bakınca aklıma ilk gelen şu oldu:
Bizim buzdolabındaki sütün yağ oranı bile daha yüksek. Parti merkezinde telefon çalarsa hemen açsınlar.
Belki seçmendir.
İnsan böyle zamanlarda her ihtimali değerlendirmeli. Peki Almanya’daki Türkler ve göçmenler?
Benim özellikle üzerinde durduğum başka bir mesele de bu. Almanya’da göçmen kökenli olup AfD’ye oy veren insanlar da var. Onlara hakaret ederek, küçümseyerek hiçbir yere varamayız.
Tam tersine sormamız gerekiyor:
“Seni bu tercihe götüren ne oldu?”
Ama AfD’ye oy veren Türkiye kökenli bir seçmenin de bir zahmet oy verdiği partinin göç, vatandaşlık, aidiyet ve birlikte yaşam konusunda ne söylediğine dikkatlice bakması gerekiyor.
Çünkü oy pusulası sosyal medyadaki kızgın surat emojisi değildir. Sinirlenip basıp ertesi sabah silemezsiniz.
Verdiğiniz oy yalnız bugünkü öfkenizi değil, çocuklarımızın yarın yaşayacağı Almanya’yı da şekillendirir.
Belki artık seçmeni değil, siyaseti sorgulamak gerekiyor Almanya yıllardır AfD’yi tartışıyor.
Belki artık demokratik partilerin biraz da kendilerini tartışmasının zamanı geldi. SPD neden küçülüyor?
CDU neden seçmeni geri kazanamıyor? FDP neden dürbünle aranıyor?
Merkez neden zayıflıyor?
İnsanlar neden siyasetin kendilerini duymadığını düşünüyor? Ve en önemlisi:
İnsanların gerçek sorunlarıyla siyaset arasındaki mesafe neden giderek büyüyor? Bunları konuşmadan her seçim akşamı televizyona çıkıp:
“Sonuçları ayrıntılı biçimde analiz edeceğiz.” demek yetmiyor.
Almanya’da bu cümleyi o kadar çok duyduk ki artık insanın sorası geliyor: Analiz tamam da, tedavi ne zaman başlayacak?
Çünkü demokrasi yalnızca sandığa gidip oy vermek değildir.
Demokrasi, sandıktan çıkan hoşumuza gitmeyen sonucu da anlamaya çalışmaktır. Bugün Sachsen-Anhalt’taki sandık siyasetçilere bir mektup gönderdi.
Hem de iadeli taahhütlü.
Şimdi mesele postacının Berlin’de doğru adresi bulması değil. Mesele, kapıyı açacak birilerinin hala olup olmadığı.
Sandık bugün şaka yapmadı. Biz biraz mizahla anlattık.
Ama verdiği mesaj son derece ciddi.
Şirin Eral Ok

