ALMANYA’DA SEÇİM VE ZEİTENWENDE (DÖNÜM NOKTASI)

HomeManşetAlmanya

ALMANYA’DA SEÇİM VE ZEİTENWENDE (DÖNÜM NOKTASI)

ALMANYA’DA SEÇİM VE ZEİTENWENDE (DÖNÜM NOKTASI)

Almanya’nın küçük eyaletlerinden olan Saksonya-Anhalt’a yapılan, katılımın Almanya ölçülerine göre yüksek sayıldığı (% 76) seçimlerde AfD (Almanya için Alternatif) % 43,8 oranında oy alarak mutlak çoğunluğu üç üye ile kaçırdı. Süpriz olmayan bu sonucun (ki anketler % 43‘leri gösteriyordu.) yanında bir süpriz yaşandı. Sahra Wagenknecht ittifakı ((BSW) % 5,3 oaranında bir oy alarak eyalet palementosuna girdi. Bu partinin özelliği seçimler öncesinde AfD ile koalisyon kurabileceğini söyleyerek diğer bütün partilerin taahhüt ettikleri AfD ile hükümet kurmama politikasına (Brandmauer) uymayacağını açıklamış olmasıdır. BSW, die Linke partisinden ayrılanlarca kuruldu. Sol görünümlü bir parti olarak seçim öncesinde özellikle göç ve göçmen politikarı konusunda AfD ile paralel politikalar savunmuştu. Yani bu iki parti koalisyon kurarlarsa faşist parti 2. Dünya savaşından sonra ilk kez bir eyalet hükümetinde yer alacaktır. Hem de hükümetin büyük ortağı olarak. Sachsen-Anhalt eyaletin eğitim, sağlık, sosyal politikalarını yönetecek, polis ve eyalet istihbarat teşkilatını yönetecektir. Bu parti Anayasayı koruma örgütünce (Alman istihbarat teşkilatı) “aşırı sağcı ve ırkçı” olarak nitelendirildiği için takip altında bir parti olarak eyalet hükümetini kurup yönetecektir.

AfD’nin bir eyaleti yönetecek olması neden önemlidir? Biraz şematikleştirmeyi göze alarak anlamayı kolaylaştırmak için sıralayalım:

1. Sol ve sosyal demokrasinin çok önceden kaybettiği kültürel hegomonyanın yeniden biçimlendirilmesindeki insiyatifin neoliberal cenahtan faşist partinin eline geçmesini resmileştirecektir. Faşist parti uzunca zamandır yeni normalin belirlenmesinde insiyatif sahibi idi. Zira bu partinin politikarı (özellikle göç ve göçmenler hakkında) koalisyon hükümetince uygulanarak kitlesel sınır dışılar, sınır kontrollarının sıkılaştırılması, üçüncü ülkelerde mülteci toplama kamplarının kurulması gibi uygulamaların yanında solun çevrecilerin, LGBT’lilerin, filistin davasını sahiplenenlerin kriminalleştirilmesi eşliğinde polis baskınları ve şiddeti olağan günlük vakalar haline geldi.

2. AFD siyaseten hükümet kurarak normelleştirilmesi bütün ülkede faşist kimliğinin gizlenmesine ve normal bir partiymiş gibi muamele görmesine neden olacak ve diğer eyaletlerde ve federal düzeyde çarpan etkisi yaratarak bu partiye ekstra bir sinerji yaratacaktır.

3. ABD emperyalizminin diğer ülkelerde darbeler tezgahlayıp hükümetleri devirip yeni hükümetler kurduğunun sömürge ve yeni sömürge ülkelerle sınırlı olmadığını, tersine diğer emperyalist ülkelerdeki iktidar kombinasyon´larının belirlediğini tarihten biliyorduk. Ama bunun Almanya, İngiltere ve Fransa’da faşist partilerin ABD tarafından bu kadar aleni şekilde desteklenmesi bize şunu gösteriyor; ABD emperyalizmine ve onunla bütünleşmiş sermayeye neo-liberal düzen partileri yetmemektedir. ABD empeyalizminin yeni dönemde en değerli ihracat mali faşizm olduğu için ABD’nin Avrupa’daki seçimlere açık müdahalesini Almanya’da AfD’nin açıkça desteklediklerini görüyoruz.

Seçim öncesinde Almanya’da sosyo-ekonomik durum nasıldı da AfD Saksonya Anhalt eyaletinde % 43,80 oy aldı. Ve ülke genelinde yapılan anketlerde % 28 oy bandında gözüküyor.

Uzun yıllardır izlenen neo-liberal politikalar sonucu iş yaşamı yeniden düzenlendi, sosyal politikalar ve işçi hakları iyice budanarak devletin sosyal olma niteliği eritildi. Özelleştirmeler eşliğinde devleti küçültüyoruz diyerek eğitim niteliksizleştirildi, sağlık hizmetleri yapılamaz hale getirildi, demiryolları iflasın eşiğinde, eleman azlığından trenlerin % 60‘i zamamlama ve rötarlardan kaynakli olumsuzluklar yasaniyor.

Esnek çalışma, kısa çalışma, taşeron sistemi nedenleriyle normal iş olanakları tamamen durdu. İşe yeni girenlerde bir yıllık sözleşmeler kural oldu ve çoğunlukla taşeronlarda işçi temini yapıldığı için ücretler taban yaptı. Fazla mesaiye zorlama, ücretsiz uzun çalışma olağanlaştı. Yasal olarak uygulanması zorunlu olan haftalık çalışma 35 saatden (ama çoğunlukla uygulanmayan ) haftalık 40 ya da 42 saata çıkarma tartışmaları uzun süredir yapılıyor.

Sosyal yardımların hak olmaktan çıkarılma tartışmalarının yanında miktarının düşürülmesi normal iş yaşamında olup aldığı ücretle geçinmesi mümkün olmayan milyonlarca emekçinin aldığı kira yardımlarının kesilmesi, emekçileri ve işsizleri yoksuluğa mahkum ederken geleceksizleştirmesi faşist harekete yeni olanaklar yaratmıştır.

Egemen sınıfların yürüttüğü emperyalist savaşlar ve iklim politikaları nedeni ile ülkeleri tahrip olan insanların Avrupa’ya göç etmek zorunda kalmaları, AfD gibi faşist parti tarafından istismar edilmesi, Almanya’da öteden beri var olan ırkçı eğilimleri hortlattı. AfD toplumda oluşturulan korkuyu iyi kullandı.

NATO’nun doğuya doğru genişlemesinin tetiklediği Ukrayna savaşına Avrupa ülkelerinin müdahil olması Alman toplumunda savaş korkusunu körükledi. Almanya, İngiltere ve Fransa’nın birlikte sadece para ve silah veren ülkeler olmaktan çıkıp savaşın tarafı haline gelip Moskova’yı hergün bombalamaları, Rusya’nın bu ülkeleri savaşın tarafı sayıp cevap vermekle tehdit etmesi Almanya’da gerilimi yükseltti. Ukrayna’ya yapılan yardımları ve ucuz Rus gazinin kesilmesini eleştiren AfD, takkiye yaparak bizim argümanlarımızla savaşa karşı çıkması ve savaşa karşı çıkan tek parti olarak konumlanması savaş karşıtlarını AfD’nin kucağına itti. (BSW de savaşa karşı çıktı ama sesi AfD kadar duyulmadı.)

Düşük ücretler, yoksullaşma, yüksek kiralar, umutsuzluk, gelecek kaygısının büyümesi, savaş politikaları ve savaşın tarafı olarak konumlanma, yeniden militaristleşme ve ufukta gözüken olası yıkım toplumu bunalttı. AfD işte bu toplumsal bunalım ve umutsuzluğa karşı göçmenleri nedenlerin sorumlusu gibi gösterdi ve savaş karşıtı konum alarak topluma hitap etti.

Düşünce, toplu gösteri, örgütleme özgürlüğüne karşı tahammülsüzlük, polis şiddeti, gösterilerin, üniversitelerin, konferansların polis marifeti ile dağıtılması toplumu daha da gerdi. Nereye gidiyoruz sorusunun yanıtı yapılan seçimlerde alındı. Bu yanıtın toplumda anlaşılıp anlaşılmadığını önümüzdeki süreçte göreceğiz.

Saksonya-Anhalt seçimlerinde CDU oylarının yarısını kaybederek % 18 aldı, SPD % 9,3 oy alarak oylarını korudu, Die Linke anketlere yansıyan % 13 oranı tutturamayarak % 8.6 oy aldı. Yeşiller % 8,9 oy alarak oylarını % 2,5 oranında artırdı, FDP ise baraj altı kaldı.

Sol parti hariç diğer partiler yıllardır uygulanan neo-liberal politikaların uygulayıcıları olarak inandırıcılıklarını kaybetmişti. Bu partilerin birbirinden farklı politikaları hiç olmadı. Bu nedenle bu partiler farklı partiler olarak algılanmadılar. Bu partiler bir tarafta ve bu partilere muhalefet eden AfD bir tarafta gözüktü. AfD tek muhalefet partisi olarak algılandı. Bu partiler aynı zamanda savaş kışkırtıcı oldukları için topluma fiılen yıkım vaad eden konumuna düştüler.

CDU, SPD, YEŞİLLER, FDP gibi partiler Almanya’nın var olan yapısal sorunlarını derinleştiren partiler oldukları için, bu sorunların çözümüne yönelik çözüm önerme yetenekleri yoktu. Yukarıda tartıştığımız yapısal sorunlar yoksullaşma, gelecek kaygısı, savaş korkusu, göçmen yoğunluğundan kimliğini kaybetme endişesi AfD’nin kullandığı kaldıraçlar oldular.

Daha seçimlere bir ay varken başbakan emeklilik yaşının yükseltileceğini, çalışanların çalışmayan eşleri için eksra sağlık sigortası getirileceğini, erken emekliliğin nasıl engelenebileceğini tartıştı. Bu tartışma iktidar partilerinin AfD’ye son somut desteği olarak kayıtlara geçti.

SPD zaten biliniyor ki sosyal devlete ve işçi haklarındaki her saldırıda onun imzası var. Onun sayesinde ve saldırılarında toplumsal, sosyal ve siyasal haklar kaybedildi.

Sol parti adındaki sol kelimesinden başka topluma birşey önermedi. Önerdiyse de yeterince dillendirip, peşinden koşup toplumsal bir güç oluşturamadı. Bu partiden beklenen sınıfsal temelde bir barış hareketinin örgütlenmesinde, ırkçı politikalara karşı toplumsal bir bariyer oluşturmada, toplumda gelişen umutsuzluğa karşı yeni umutlar verimesinde yetersiz kaldı. Çok somut yaşanan konut sorunlarında, kira artışlarında, artan polis şiddetinde ve polis devletinin yeni normlarının oluşturulmasının durdurulmasında yetersiz kalındı. Toplumsal duyarlılık örgütlenemedi.

Sendikalar ise hem varlar hem yoklar. Hepsi sarı sendika olmanın ötesine geçmediler. İşçi sınıfının bütün hakları budanırken, en temel haklar yok edilirken bunlar sadece baktılar. Bir demeçle yetindiler. Hiçbir karşı koyuşu örgütlemediler. Egemen sınıfın politikalarının sessiz destekleyicileri oldular.

Bilindiğinin aksine Almanya toplumu örgütsüz bir toplumdur. Eğer örgütlü toplum refleksi olsaydı, neo-liberal politikalar bu kadar pervasız uygulanamaz, toplumda gelecek kaygısı bu kadar derinleşemez, savaş çığırtkanlığı karşılık bulmaz, AfD gibi faşist ırkçı bir parti bu kadar hızlı iktidar alternatifi olamazdı. En temel hakları ortadan kaldırılırken sessiz kalan bütün toplumsal kesimler gelinen bu noktada sorumludur. Solun bütün katmanları, sendikalar, partiler ve bireyler yani hepimiz.

Almanya’da sınıfsal temelde yeni bir sol hareket örgütlenemezse, toplumla yeni bir dille var olan sorunlara karşı çözüm önerileri temelinde ilişki kurulamazsa, savaş politikarına ve miltaristleşmeye karşı bir barış hareketi örgütlenemezse, sarı sendikalar saf dışı bırakılıp yeni sınıf sendikacılığı hakim kılınamazsa, sokakta göze göz dişe diş bir mücadele hattı oluşturulamazsa, bilcümle bir devrimci sol anlayış devrimci bir yol bulunamazsa faşizmin iktidara yürüyüşünü durdurmak mümkün olmayacaktır. Zira finanskapitalin ihtiyacı ve temsilcisi olan faşist parti iktidara geldiğinde 2.Dünya savaşından sonra yaşanan istisna dönem tamamen kapanacak (ki böyle bir dönemin yaşanmasında önceki dönemlerde verilen mücadeleler ve Sovyetler Birliğinin kapitalizmin alternatifi olma anlamındaki varlığı belirleyici idi.) Almanya’da karanlık Avrupa’yı da karartan yeni bir savaşlar ve barbarlık çağı başlayacaktır.

Bunu engellemek solun ve işçi sınıfının tarihsel görevidir. Tarihin yargısı bu görevin yerine getirilip getirilememesi ile ilgili olacaktır. Zeitwende nin eşiğindeyiz.

HACI AKİF CENGİZ