Saksonya- Anhalt seçimleri deprem etkisi yarattı.
Eyalet küçük fakat seçim sonuçları Almanya’nın siyasi yapısında felaket sonrası şaşkınlığa bıraktı.
Geçtiğimiz Pazar, 1,7 milyon seçimin % 76,5’i oy kullanarak, en yüksek katılımı bulurken, Almanya için Alternatif (AfD) % 43,8 oy alarak oylarını ikiye katladı. Önceki seçimlerde oy kullanmayanların çoğu bu seçimlere katılarak AfD’yi seçti.
CDU’dan ve hatta Sol Parti’den (die Linke) önemli sayıda seçmen AfD’ye oy verdiği gözlemlenmekte.
CDU’nun güvenlik duvarı ve Başbakan Fridrich Merz gelmeden önce AfD’yi yarıya düşüreceğiz söylemi boşa çıktı. Saksonya-Anhalt’de aldıkları % 17,2 ile kendilerini yarıya indirdiler.
Sol Parti anketlerde %13 göstermesine karşın aldığı oy oranı % 8,6.
Sosyal Demokrat Parti (SPD) Federal hükümet ortağı olmasına rağmen % 9,3 ile oylarını konsolide etmeyi başardı. Yeşiller % 8,9 alarak oylarını 2,5 puan arttırdılar. Eyalet’de hükümet ortağı olan FDP % 5 barajını aşamayarak parlemento dışı kaldı.
Sahra Wagenknecht Ittifakı (BSW) ilk defa katıldığı seçimde % 5,3 oy alarak parlementoya girmeyi başardı. Wagenknecht, haftalar önce „AfD`li Başbakanın seçilmesine yardımcı oluruz“ biçimindeki açıklaması BSW’yi yeniden gündeme oturttu.
Kim kiminle nasıl bir hükümet kuracak henüz belli değil.
CDU`nun Sol Parti ile ittifak etmiyecekleri konusunda aldıkları parti kararı nedeni ile CDU, SPD ve Yeşillerlin toplamı hükümet kurmak için gerekli olan 42 nilletvekili sayısına ulaşamıyor. Bu durumda Sol Pariye ihtiyaç duyulacak. Pari kararına rağmen sol parti ile ittifak durumu CDU’yu zor durumda bırakacağı açık. Gerek CDU içerisinde gerekse AfD’nin bunu kullanarak CDU seçmenlerini üzerinde etkili bir politik malzeme olarak kullanabilir. CDU/SPD/Yeşiller anlaşmaları durumunda, Sol Parti’nin desteğine rağmen, gerekli olan 42 sandalyesine ulaşmaları için BSW’nin desteğine ihtiyacı var.
AfD tek başına hükümet kuramıyor, bir ortağa yada dışardan destekleyen bir partiye ihtiyacı var. Fakat BSW dışında kalan partilerin hiç biri AfD ile hükümet kurmayacaklarını açıkladılar. Her iki durumda BSW anahtar rolü oynuyor.
Federal Hükümet CDU/CSU/SPD geldiği günden itibaren, militarizme ayırdıkları Milyarlar, sosyal hakların budanması, göçmen sayısının azaltılması konusundaki çabaları, sınır kontrollerinin sıklaştırılarak devam etmesi, AfD’nin söylemlerini uygulamaya çalışan Merz hükümeti yaşanan ekonomik krizin yarattığı yoksullaşma, AfD’nin elini güçlendirmekte.
Bir yıl önce Başbakan Friedrich Merz göçmenler hakkında konuşurken „şehir görüntüsü“ meselesini gündeme getirmiş göçmenlerin daha fazlasını sınırdışı edilmesini savunarak, göçmenler hakkında güvenlik üzerinden tartışarak kadınların tacize uğramasını topluca göçmenlere yüklemişti. AfD ağzıyla konuşan Merz orijinalin kopyası rolünü oynamaya çalıştı.
Bu gün AfD’nin oylarının ikiye katlanmasının sadece AfD’nin becerisi değil, bunda hükümet olam partilerin büyük katkısı var.
AfD uzun zamandan beri sabırla ilişki ağlarını geliştirerek hükümetin nasıl kendi söylemlerini üstlendiğini ve beceremediği üzerinden propagandasını geliştirdi.
Donald Trump’in „önce Amerika“ söylemi gibi AfD` de „önce Almanya“ söylemi üzerinden çalışmasını geliştirdi. Alman kimliğini önceleyen, göçmen düşmanlığı yaparak, Alman ekonomisi için gerekli olan doğal gaz ve enerjinin Rusya ile kuracakları ilişkiler ile çözmeyi savunan AfD, Federal hükümetini Alman sanayisini bitirmekle suçlamakta.
AfD’nin bir şey yapmasına bile gerek duymadan, kötü giden herşeyi sayarak, ırkçılık sosu ile sunmaları yetiyor.
Kültürel hegemonya: AfD dört yıl önceden başlayarak halk ile ilişkilerini, düzenledikleri festivaller, bayramlar ile ortak mekanlar yaratmayı halk ile bir araya gelmeyi başarmış. İki Almanya’nın birleşmesından sonra PDS’in kurduğu ilişkileri Sol Prati (die Linke) sürdüremedi. Gençlik merkezleri ve halkın en çok uğradığı mekanları AfD’liler kapattı. Mevcut partiler salonlarda görüşürken AfD sokakda görüşmeyi seçti. Durum böyle olunca kültürel hegemonyasını kurmayı başardı. Antonio Gramsci`nin geliştirdiği tezi AfD iyi kulandı.
Asıl sorulması gereken AfD bunu becerebiliyor da, sol neden beceremiyor?
Sadece AfD’ye karşı olmak paydasında Hükümet partileri ve Yeşiller ile buluşan Sol Parti, sosyal kısıntılar ve konut sorunu konusunda doğru söylemlerde bulunsa da, bunun sandığa yansımasını maalesef henüz becermiş değil. Sol, savaş karşıtı olma özelliğini de AfD’ye kaptırmış durumda.
Savaş karşıtı olmaları konusunda takkiye yaptıkları kesin, çünkü AfD teorisyenleri, 1891 yılında kurulan ve Hitleri`in, dolayısıyla NSDAP’nin, savunduğu Pan-Germen Birliğinin düşüncelerini savunmaktalar. Bu da Almanya’nın komşularını tedirgin etmekte.
AfD’nin Sachen-Anhalt seçimlerindeki başarısı kartopu misali büyümeye aday gibi gözüküyor. Bu başarı önümüzdeki 20 Eylül’de yapılacak Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern seçimlerinde kendisini gösterecek. Anketlerin gösterdiğinden daha fazla oy alması beklenebilir. Güç kazandıkça güçlenen bir durum arz ediyor.
Almanya AfD ve AfD karşıtları olarak ikiye bölünmüş durumda.
Protesto yapmanın dışında çaresi olmayan „demokrasi güçlerinin“, halk ile ilişkileri kopmuş durumda.
Mahhalede, gençlik merkezlerinden, köylerde, semtlerde, iş yerinde, halkın sıkıntılarına ortak olacak anti-faşist bilinci güçlendirecek bir hareketin ilişkileri örmenin zamanı. Yarın çok geç olabilir.
Ali Şahverdi

